Salý, Þubat 07, 2012 08:50

‘Ruhun Yaratılışı’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Ruhun Yaratılışı

Pazar, 12 Nisan 2009

http://img399.imageshack.us/img399/3290/candlebm1.jpg

Ruh üfürülerek yaratılmıştır.
32/ SECDE-9: sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce’ale lekümüssem’a vel’ebsâre vel’ef’ideh, kaliylen mâ teÅŸkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem’i (kalbin iÅŸitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
15/ HİCR-29: feizâ sevveytühü ve nefahtü fiyhi min rûhiy feka’û lehü sâcidiyn.
Onu nefsle dizayn edip ve Ruhumdan O’na üfürdüğüm zaman ona secde edin.
Allah’u Tealâ önce insanı ÅŸekillenmiÅŸ bir çamurdan yaratıyor ve onun içine nefs vucudu dizayn ediyor. İnsana ruhundan üfürdüğü zaman, insan en üstün mahluk durumuna geliyor. Ve bütün meleklere secde emrini veriyor.
İnsanı üstün kılan insanın fizik vücudu veya nefsi deÄŸil ruhudur. Çünkü ruh ahsen olarak yaratılmıştır. Yaratılırken 19 hasletin sahibidir. Allah’ın bütün emirlerini yerine getirmek üzere, yasak ettiklerini ise yapmamak üzere programlanmıştır. Ruh fizik vucudun ve nefsin iÅŸlediÄŸi hiçbir günaha iÅŸtirak etmez. Onlardan ayrılır. Vazifesi burada bitmez. Tekrar onlarla beraber olduÄŸu zaman, onlara iÅŸledikleri günah sebebiyle azap uygular. Daima Allah’ın güzelliklerini insana telkin eder. İnsanın aklını Allah’ın emirleri ve nehiyleri doÄŸrultusunda ikna etmeye çalışır. Ruh Allah’ın emrindendir. Allah’ın emrinden olan diÄŸer bütün yaratılanlar gibi o da vazifesini tamamlayarak Allah’a geri dönmek üzere programlanmıştır. İnsanın üç vucudundan sadece ruh, Allah’ın zatına ulaÅŸabilir. Yeryüzündeki herÅŸeyi yaratan Allah, ruhun kendisine ulaÅŸması için, göğüde yedi kat olarak düzenliyor. Ruh, 7 kat olarak dizayn edilen gök katlarını aşıp yedinci katın yedi alemini geçerek ademe (boÅŸluk, yokluk)ulaÅŸabilir ve Allah’ın zatında yok olabilir. Bu özelliÄŸin sahibidir.
İşte Rabbimiz Bakara suresi 29uncu ayette bu sebeble göğün yaratılışını anlatmaktadır.
2/ BAKARA -29: Hüvellezi halâka leküm ma fil ardı cemi’an sümmesteva ilessemai fe sevvahünne seb’a semavati. Ve hüve bikülli ÅŸey’in alîm.
O (Allah) ki; yeryüzündeki ÅŸeylerin hepsini sizin için yarattı, sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. O, her ÅŸeyi bilen ALÃŽM’dir.

RUH AHSENDİR VE TEK YÖNLÜDÜR

Allahû Tealâ ve Tekaddes Hz.leri “İrciî ilâ Rabbiki.” (Rabbine dön) emrini bütün kulları için vermiÅŸtir. Allah’ın Zat’ına dönecek ve O’nda fani olacak, yok olacak olan bizim ruhumuzdur. Bir tek, ruh, Allahû Zülcelâl Hz.nin Zat’ına ulaÅŸabilmeye yetkili kılınmıştır. Nefis ve ceset, Allah’ın Zat’ına ulaÅŸamazlar. Bu sebepledir ki, ruh saf ve temiz olmalı ki, Allah’ın Zat’ına ulaÅŸabilme yetkisi kendisine verilsin.
Ruh bir tek yönde Allah’ın Zat’ı hedef olmak üzere istikametlendirilmiÅŸtir. Kur’ân-ı Kerîm’imizde Rabbimiz ruhu hep temsilcisi olarak vaz ediyor ve deÄŸiÅŸik kademelerdeki ruhların varlığı, irÅŸad yolundaki vazifeden kaynaklanıyor. Kur’ân-ı Kerîm’imizde, ruhumuzun da nefsimiz gibi tezkiye ve tasfiyesinin gerekli ve lüzumlu olduÄŸuna dair hiç bir iÅŸarete rastlamak mümkün deÄŸildir. Rabbimiz ruhu şöyle tasvir ediyor:
17/İsra-85- Kulirrûhu min emri Rabbî.
- De ki; Ruh, Rabbinin emrindendir.

Rabbimizin emrinden olan bu varlığın, Allah’ın bizdeki üç emanetinden sadece birisi olduÄŸunu Rabbimiz, Ahzab Sûresinin 72. Âyet-i Kerîme’sinde açıklıyor;

33/ AHZAB-72: innâ aradnel’emânete alessemâvâti vel’ardı velcibâli fe’ebeyne en yahmilnehâ ve eÅŸfakne minhâ ve hamelehal’insân, innehü kâne zalûmen cehûlâ.
Muhakkak ki biz, emaneti göklere, arza ve dağlara teklif ettik de bunu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o zalim ve cahildir.

İşte hiç kimsenin yüklenmediği bu emâneti Allahû Tealâ kendisine iade etmemizi emrediyor.
4/ NİSA – 58: innallahe ye’mürüküm en tüeddûl’emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtüm beynennâsi en tahkümû bil’adl, innallahe ni’immâ ye’izuküm bih, innallahe kâne semiy’an basıyrâ.
Allah emanetleri sahibine teslim etmenizi emreder. İnsanlar arasında hakemlik ettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah bununla size bir nimet veriyor. Ve Allah işiten ve bilendir.

Bu sebeple, Allah’ın emaneti olan ruhu, Rabbimize teslim etmemiz gerek. Ruhun da, Allah’ın Zat’ından baÅŸka bir istikameti olmadığı gibi talebi de yoktur. Buna raÄŸmen Allah’ın emrini yerine getirebilmesi ancak, Allah’ın emirlerinin, vücut ülkesindeki tatbik edilmesine baÄŸlıdır. Ancak bu yolla, yani nefsin tezkiyesine paralel olarak hedefine ulaşır. Allah’ın Zat’ına vasıl olur.
Ruhun, Rabbine dönebilmesi için önce ceset adı verilen bu hapishaneden kurtulması ve Rabbine ulaÅŸması gerekir. MürÅŸide ulaÅŸmayan bir kiÅŸinin ruhunun, ceset adı verilen hapishaneden Allah’a ulaÅŸabilecek hüviyette kurtulması mümkün deÄŸildir. MürÅŸide ulaÅŸan kiÅŸinin ruhu ise Sırat-ı Müstakiyme ulaşır ve oradan bütün huzur namazlarına ulaşır ve kılar.
90/ BELED-10: ve hedeynâhünnecdeyn.
Bir de ona , iki yolu (hak ile batılı) gösterdik.
90/ BELED-11: felaktehamel’akabete.
Fakat o , sarp yokuşu aşmaya girişmedi. (Kendisine verilen bunca nimetlere şükretmedi.)
90/ BELED-12: ve mâ edrâke mel’akabeh.
O sarp yokuÅŸun ne demek olduÄŸunu sen bilirmisin?
90/ BELED-13: fekkü rekabetin.
O kölenin (ruhun) azadıdır.
Âyet-i Kerîme’lerin ilk bölümü Rabbimize dönecek olan ruhumuzun ceset adı verilen bu hapishaneden kurtulması ile iliÅŸkilidir. Sonra üstümüzde yaratılan 7 katlı gök yolculuÄŸunu tamamlaması ile ilgilidir. Âyet-i Kerîmelerin ikinci bölümü nefsimizin tezkiye vasıtalarından olan zekât ve birr’in toplamı ÅŸeklinde ifade edilen, helâl rızıktan hak sahipleri tarafından infak edilmesidir. Çünkü ruhun yolculuÄŸu nefsin tezkiyesi ÅŸartına baÄŸlanmıştır. Nefsi, 7 Tezkiye kademesinde tezkiye olmayan bir cesetteki ruhun Rabbine dönüp, vasıl olması mümkün deÄŸildir.

RUHUN 19 HASLETİ
1- Sevgi
2- İman
3- DoÄŸruluk
4- Adalet
5- Edeb
6- Kemalat
7- Cömertlik
8- Sukunet
9- İtaat
10- Sabır
11- Tevazu
12- Kanaat
13- Şükür
14- Ketumiyet
15- Hakikat
16- Meziyet
17- Vefa
18- Samimiyet
19- Tevhid

1- SEVGİ
Sevgi Allah’ın insana verdiÄŸi hasletlerin en üst seviyesinde olandır. Yüce Rabbimiz nasıl kendisinden bize sonsuz bir sevgi akımı varsa bizden de baÅŸkalarına sonsuz bir sevgi akışını öngörmektedir.

3/Al-i İmran-119- Ha entüm ülâi tühibbûnehüm ve lâ yühibbûneküm ve tü’minûne bilkitâbi küllih.
- Onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları seversiniz ve kitabın butününe imân edersiniz.

Görülüyor ki, bizi sevmeyenleri bile sevmek Allah’ın temel görüşüdür. Ve bundan 14 asır önce böyle bir toplum oluÅŸmuÅŸtur. Hayra ulaÅŸan ve saadeti yaÅŸayan bir toplum. İşte bu sebeple o devre Asr-ı Saadet denmiÅŸtir. Bu âyet-i kerîmede saadetin esasının, kitabın bütününe imân etmek, yani sadece İslâm’ın 5 ÅŸartıyla deÄŸil, nefsimizin, ruhumuzun ve fizik vücudumuzun teslimlerini tamamlayarak, amel etmek olduÄŸu da açıklık kazanıyor.

48/Fetih-29- Muhammedün Resûlüllâh, vellezîne meâhu eşiddâü alelküffâri ruhamâü beynehüm.
- Muhammed (SAV), Allah’ın Resûlüdür. O’nunla beraber olanlar, kâfirlere karşı sert, birbirlerine karşı muhabbetkâr ve merhametlidirler.

60/Mümtehine-8 – Lâ yenhââkümüllâhü anillezîne lem yükââtilûûküm fiddîîni ve lem yühricûûküm min diyââriküm en teberrûûhüm ve tüksitûû ileyhim, innellâhe yühıbbülmüksitîîn.
- Allah din uğrunda sizinle savaşmayan, sizi diyarınızdan çıkarmayan kimselere, iyilik yapmanızı ve adil muamele etmenizi yasaklamaz. Çünkü, Allah adil davrananları sever.

59/Haşr-9- Vellezîne tebevveüddâra vel-îmâne min kablihim yühibbûne men hâcera ileyhim.
- Bunlardan evvel Medine’yi yurt ve imân evi edinenler kendilerine hicret edenleri severler.

2- İMÂN
İslâm olmanın 3 ÅŸartından biri tek Allah’a imân etmektir. İmân olmadan yolâ çıkmak mümkün deÄŸildir.

32/Secde-15- İnnemâ yü’minü biâyâtinellezîne izâ zükkirû bihâ harrû sücceden ve sebbehû bihamdi Rabbihim ve hüm lâ yestekbirûn.
- Bizim âyetlerimize yalnız o kimseler imân ederler ki, âyetlerimiz hatırlarına gelirse secde ile yere kapanırlar. Rab’lerini överek tesbih ve tenzih ederler. Ve tekebbür etmezler (büyüklenmezler).

32/Secde-18- Efemen kâne mü’minen kemen kâne fâsikan, lâ yestevûn.
- Mü’min fasık gibi midir? Bunlar bir olmazlar.

3- DOÄžRULUK
Doğruluk her hatanın işlenmesine mani olacak en sağlam haslettir. Yalan, işlenen hatanın örtülmesi için, gizlenmesi için başvurulan bir yanlış davranıştır.

9/Tevbe-43- Afallahü anke, lime ezinte lehüm hatta yetebeyyenelekellezîne sadekû ve ta’lemelkâzibîri.
- Allah seni affetsin, fakat (sadıklar) sence belli olmadan yalancıları (kâzipleri) bilmeden evvel niye onlara izin verdin.

12/Yusuf-26- Kâle hiye râvedetnî an nefsî ve şehide şâhidün min ehlihâ, in kâne kamîsuhû kudde min kubülin fesadekat ve hüve minelkâzibin.
- “O benden murad almak diledi” dedi. Kadının ailesinden bir ÅŸahit de ÅŸehadet etti. EÄŸer Yusuf’un gömleÄŸi önünden yırtılmışsa kadın gerçek söylüyor. O yalancılardandır.

33/Ahzab-70- Ya eyyühellezîne amenüttekullâhe ve kulu kavlen sedîdâ
- Ey imân edenler Allah’dan sakının doÄŸru söz söyleyin.

36/Yasin-52- Hâzâ mâ veaderrahmânü ve sadekalmürselûn.
- İşte bu Allah’ın vaadettiÄŸi, gönderilen peygamberlerin doÄŸruyu (gerçeÄŸi) söyledikleri gündür.

27/Neml-27- Kâle senenzuru esadekte em künte minelkâzibîn.
- Bakalım gerçek mi söylüyorsun yoksa yalancılardan biri misin ?

4- ADÂLET
İnsanlar nefisleri dolayısıyla hata yaparlar. Bu hata başkalarına zarar verebilir. Böyle bir durumda zarara uğrayanın zararının giderilmesi gerekir ki bu tatbikata, yani hakkın sahibine teslimine adâlet denir.

3/Al-i İmran-18- Yâ ülül-ılmi kaimen bilkıst.
- Adâleti kaim kılan ilim sahipleri.

5/Maide-8- Ya eyyühellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şühedâe bilkıst, ve lâ yecrimenneküm ÅŸeneânü kavmin alâ ellâ ta’dilû.
- Ey imân edenler, Allah için adil şahitler olun. Bir topluluğa öfkelenmeniz sizi adâlet etmemekle vebale sürüklemesin. Adâlet edin.

5/Maide-42- Semmeûne lilkezibi ekkâlûne lissüht. fein cauke fehküm beynehüm ev a’rid anhüm, ve in tü’rid anhüm felen yedurrûke ÅŸey-en ve in hakemte fehküm beynehüm bilkıst, innallâhe yühibbülmüksitîn.
- Onlar, yalana kulak verenler, haram mal yiyenlerdir. Eğer sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen, onlar sana hiçbir zarar veremezler. Şayet aralarında hükmedersen adaletle hükmet. Allah adâletle hükmedenleri sever.

7/Araf-29- Kul emera Rabbî bilkıst.
- De ki, “Rabbim adâleti emreder”.

10/Yunus-47- Feizâ câe resûlühüm kudıye beynehüm bilkıstı vehüm lâ yezlemûn.
- Onlara resullerimiz geldiğinde aralarında adâlet ile hüküm edilir, onlara zulüm yapılmaz.

7/Araf-159- Ve min kavmi Mûsâ ümmetün yehdûne bilhakkı ve bihî ye’dilûn.
- Musa’nın kavminden bir topluluk Hakk’a ulaÅŸtırırlar ve adâletle emrederler.

7/Araf- 181- Ve mimmen halâkna ümmetün yehdune bil hakkı ve bihî ya’dilûn.
- Bizim yarattıklarımızdan öyleleri vardır ki; Hakka ulaşırlâr ve adâletle hüküm verirler.

5- EDEB
Edeb, insanın kendi içinde, diğer insanlarla, mürşidiyle ve özellikle Allah ile ilişkilerinde en saygılı davranış biçimini sergilemesidir. Bir kişinin makamının altında davranışı tevazu, makamı seviyesinde davranışı vekar, makamından ötede davranışı kibirdir.

4/Nisa-148,149- Lâ yühibbüllâhülcehra bissûi minelkavli lilâ men zulim, ve kânellâhü semîan alîyma. İntübdû hayran ev tühfûhü ev tühfûhü an sûin feinnallâhe kâne afüvven kadîrâ.
- Allah kötü sözün âşikâr söylenmesini sevmez. Meğer ki, söyleyen zulüm görmüş ola. Allah işitir, bilir. Eğer hayrı âşıkâr veya saklı kılsanız veya bir kötülüğü affetseniz Allah da affeder. Çünkü O affeden ve Kâdir olandır.

25/Furkan-63,64- Ve ibadürrahimânillezîne yemşûne alel-ardı hevnen ve izâ hatebehümülcâhilûne kâlû selâmâ . Vellezîne yebîtûne lirabbihîm sücceden ve kıyâmen.
- Rahmân’ın öyle kulları vardır ki, onlar yeryüzünde tevazu vakar ile yürürler. Åžayet onlara kendini bilmez kimseler söz atacak olurlarsa incitmeyecek cevap verirler. Rabb’leri için geceyi secde ve kıyam içinde geçirirler.

6- KEMALÂT
Kemalât, kişinin kemâle ermesi, insanı kâmil olmasıdır. Kâmil insanın en alt mertebesi ihlâstır. Salâh ise başkalarına kemâl öğretecek Mürşidlerin derecesidir. Hiç kimse irşad olmadan ihlâsa ulaşamaz.

49/Hucurat-7- Ve lâkinnallâhe habbebe ilekümül-îymâne ve zeyyenehû fîy kulûbiküm ve kerrehe ileykümülküfre velfüsûka vel-ısyân, ülâike hümürrâşidûn.
- Allah size imânı sevdirdi. Kalbinizi onunla (imanla) tezyin etti. Fıskı, küfrü, isyanı iğrenç kıldı. Onlar irşad olanlardır.

7- CÖMERTLİK
İnsanın elindeki imkânı isteyerek, hoşlanarak başkalarına vermesi hali cömertliktir. İnsanı yücelten bir haslettir. Çünkü Rabbimiz çok infak edenleri velâyetin en üst 2 seviyesine lâyık görüyor. İhlâs ve Salâh.

3/Al-i İmran-134- Ellezîne yünfîkûne fisserrâi veddarrâ’.
- Onlar ki, bollukta ve darlıkta infak ederler.

49/Hucurat-15- Ve câhedü fî sebilillahi bi emvâlihim ve enfüsihim.
- Allah yolunda malllarıyla ve nefisleriyle cihad ederler.

61/Saf-11- Tü’minûne billâhi ve Resûlihî ve tücadihûne fî sebîlillâhi bi emvâliküm ve enfüsiküm, zâliküm hayrun leküm in küntüm ta’lemûn.
- Allah ve Resûlüne imân sahibi iseniz malllarınızla ve nefsinizle cihad edersiniz. Bu sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz.

8- SÜKÛNET
Sükûnet, insanın iç dünyasında nefsi ile Ruhu arasındaki kavganın, savaşın bitmesi halidir ki İslâmın 3 üncü ve son faktörüdür. Harp bitmiş yerine sûlh ve sükûn gelmiştir.

48/Fetih-4- Hüvellezî enzeles sekînete fî kulûbilmü’minîne liyezdâdû îmânen mea îmânihim.
- İmân sahiplerinin imânlarına imân katmak için onların kalplerine sükûneti indiren O’dur.

48/Fetih-26- Fe enzelelâhü sekînetehû alâ resûlihi ve alelmü’minîne ve elzemehüm kelimetettekvâ ve kânû ehakka bihâ ve ehlehâ.
- Allah Resûlüne ve imân sahiplerinin gönüllerine sükûneti indirdi. Onların takva sözünü tutmalarını sağladı. Onlar bu söze lâyık ve ehil kimselerdi.

9- İTAAT
Toplumun dünya üzerinde düzenle yaÅŸaması emirlere itaat ile mümkündür. Bu emir verme mertebesinde olanın emri yerine getirilmezse kaos olur, kargaÅŸa olur. Allah ile iliÅŸkilerimizde de asıl olan Allah’ın bütün emirlerinin yerine getirilmesidir. Yani Allah’a itaattir.

4/Nisa-64- Ve mâ erselnâ mîn rasûlin illâ liyütâa biiznillâh.
- Biz her Resûlü Allah’ın izniyle itaat olunması için göndeririz.

4/Nisa-80- Men yütıırresûle fekad etââallah, ve men tevelIâ femââ erselnââke aleyhim hafîîzââ.
- Kim Resûle itaat ederse Allah’a itaat etmiÅŸ olur. Kim yüz çevirirse seni onların üzerine muhafız göndermedik.

8/Enfal-46- Ve etîullâhe ve Resûlehû ve lâ tenâzeû fetefişelû ve tezhebe rîhuküm vasbir, innellâhe meassâbirin.
- Allah’a ve Resûlüne itaat edin, kavga (niza) etmeyin yoksa korkarsınız ve kuvvetiniz gider. Sabredin şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.

48/Fetih/10- İnnellezîne yübâyiûneke innemâ yübâyiûnellâh.
- Şüphesiz Sana biat edenler, Allah’a biat etmiÅŸ olur.

49/Hucurat-7- Ve kerrahe ileykümülküfra velfüsûka vel-ısyân.
- Allah sizden küfrü, fıskı ve isyanı giderdi.

10- SABIR
Sabır, tahammül ederek beklemektir. Bir zulûm karşısında, hemen intikam almaya teşebbüs etmemek, acıya katlanmak ve beklemektir. Allah sabredene mutlaka bir kurtuluş kapısı açar.

42/Şura-43- Ve lemen sabere ve ğaterâ inne zâlike limen azmil-ümûr.
- Kim sabreder suç bağışlarsa, bu işlerin en hayırlısıdır.

25/Furkan-20- Ve cealnâ ba’daküm liba’dın fitneh, e tesbirûn.
- Biz birbirinizi diğerine bela ve fitneye sebep kıldık, bakalım sabredebilecek misiniz?

2/Bakara-155 – Veleneblüvenneküm biÅŸey-in minelhavfi vel cû-i ve naksin minelemvâli vel-ensüsi vessemarât, ve beÅŸÅŸirissâbirin.
- Sizi biraz açlık biraz korku biraz da mallardan, canlardan meyvelerden eksilterek imtihan edeceğiz. Sabredenlere müjdele.

5/Maide-54- Ezilletin alelmü’minîne e izzetin alelkâfirîn.
- Onlar mü’minlere karşı alak gönüllü, fakirlere karşı izzetli.

11- TEVAZU
Tevazu bir insanın sahip olduÄŸu makamın altında davranışıdır. “DerviÅŸ gönülsüz gerek” sözü Yunus tarafından tevazuyu da kapsayacak biçimde söylenmiÅŸtir.

17/İsra-37- Velâ temşi fil-ardı merahâ, inneke len tahrikal-erda velen teblüğalcibâle tûlâ.
- Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme çünkü yeri delemezsin, uzunlukta dağlara erişemezsin.

25/Furkan-63- Ve ibâdürrahmânillezîne yemşûne alel-erdı hevnâ
- Rahmân’ın kulları yeryüzünde tevazu ile yürürler.

12- KANAAT
Muhakkak ki Allah’ın bir kula ihsan ettiÄŸi herÅŸey optimaldir. En uygun seviyededir. İşte Allah’ın verdiÄŸi ile yetinmek kanaattir ve Allah’dan razı olmak ancak bununla mümkündür.

59/Hicr-9- Lâ yecîdûne fî sudûrihim hâceten min mâ ûtu ve yu’sirune alâ enfüsihim velev kâne bihim hasâsah.
- Muhacirine verilen ganimetten dolayı kalblerinde bir arzu duymazlar.Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile.

17/İsra-35- Ve evfülkeyle izâ kiltüm ve zinû bilkıstâsilmüstakîm, zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ .
- Ölçtüğünüz zaman ölçeği yerine getirin, doğru terazi ile tartın. Bu hal daha hayırlıdır. Akibeti daha güzeldir.

13- ŞÜKÜR
Allah’ın bize verdiÄŸi nimetlere, fizik nimetlere şükretmek asıldır. Şükür kuru kuruya Allah’a şükranlarını sunmak deÄŸildir. Allah bir para verdiyse o paradan zekâtımızı ve birrimizi verecek ondan sonra Allah’a şükredeceÄŸiz. O zaman şükür geçerli olur.
Hamd ise Allah’ın ihsan ettiÄŸi fizik ötesi nimetler içindir. Bu nimetler lâyık olanlara öğretilerek hamd edilir.

17/İsra-3- İnnehü kâne abden şekûrâ.
- Şüphesiz O (Nuh) çok şükreden bir kulumuzdu.

34/Sebe- 13- İ’malû alâ Davude şükra, ve kalîlün min ibadiyeÅŸÅŸekûr.
- Ey Davut ailesi nimetime şükredin. Kullarımdan şükr edenler azdır.

14/İbrahim-5- Ve lekad erselnâ Mûsâ biâyâtinâ en ahric kavmeke minezzulümâti ilânnûri vezekkirhüm bieyyâmillâh, inne fî zâlike leâyâtin likülli sabbarin şekûr.
- Biz Musaya kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar onları Allah’ın günleri boyunca zikrettir diye âyetler gönderdik. İşte bunda sabır ve şükredenler için ibretler vardır.

31/Lokmân-12- Ve lekad ateynâ Lukimânelhikmete enişkür lillâh.
- Biz Lokmân’a Allah’a şükret diye hikmet verdik.

7/Araf-144- Kâle Yâ Mûsâ innîstafeytüke alennâsi birisâlâti ve bi kelâmî fehuz mâ âteytüke ve kün mineşşakirîn.
- Ey Mûsâ Ben seni rîsaletime ve kelâmımla üstün kıldım, seçtim. Artık sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol.

4/Nisa-147- Mâ yef-alüllâhü biazâbiküm in şekertüm.
- Şükrederseniz Allah size azab etmez.

14/İbrahim-7- Lein şekertüm le ezîdenneküm.
- EÄŸer şükrederseniz ni’metlerinizi artırırız.

14- KETUMİYET
Ketumiyet, ketm’etmek, saklamak, sır saklamak anlamına gelir. İnsanlar kendilerine emniyet edilerek, güvenerek açıklanan sırları saklamak zorundadırlar.

4/Nisa-83 – Ve izâ câehüm emrun minelemni evilhavfi ezâu bih, velev raddûhü ilerrasûli ve ilâ ülilemri minhüm lealimehüllezîne yestenbiûnehû minhüm.
- Emniyet veya korku haberi geldiği zaman onu açıklarlar, o haberi Resûle ve Ulûl-emre bıraksalar ve açıklamasalardı o haberi çıkaranlar ne olacağını elbette onlardan öğrenirlerdi.

4/Nisa-148- Lâ yühibbüllâhülcehra bissûi minelkavli lilâ men zulim,
- Allah kötu sözün aşikâr söylenmesini sevmez, meğer ki, söyleyen zulüm görmüş ola. .

15- HAKİKAT
Hak Allah’tır. Allah’ın bir ismidir. Bu sebeple Allah’a ulaÅŸmak hakka ulaÅŸmak ve hakikati öğrenmek anlamına kullanılır. Hakikate ulaşılamazsa dalâlet söz konusudur. Ruhumuzun programlandığı haslet, hakikate yani Allah’a ulaÅŸma hasletidir. Hakikat bir de gerçek anlamına gelir. Allah’ın indirdikleri ile alâkalıdır.

78/Nebe-39- Zâlikelyevmülhakk, fe men şâettehaze ilâ Rabbihî meâbâ..
- İşte o gün hak günüdür (Hakka ulaÅŸma günüdür). (Allah’a ulaÅŸmayı) Dileyen kendine Rabbine giden bir yol tutar ve Rabbi onun için bir sığınaktır.

7/Araf-159- Ve min kavmin Mûsâ ümmetün yehdûne bilhakkı.
- Musa’nın kavminden bir topluluk Hakk’a ulaÅŸtırırlar.

6/En’am-66- Ve kezzebe bihî kavmüçke ve hüçvel hakk.
- Kur’ân hakk iken kavmin onu yalan saydı.

10/Yunus-32- Femâ zâ ba’delhakkı illâddalâlü.
- Artık haktan sonra dalâletten başka ne vardır.

10/Yunus-35,36- Kulillâhü yehdî lilhak, efemen yehdî ilelhakki ehakku en yüttebea emmen lâ yehiddî illâ en yühdâ, fe mâ leküm keyfe tehkümûn. Ve mâ yettebiu ekseruhüm illâ zannâ, innezzanne lâ yüğnû minelhakkı şey-â.
- De ki; Allah hakka ulaştırır, acaba hakka ulaştırana mı ittiba daha layıktır, yoksa kendisi hidâyete ulaştırılmadan hakka ulaştıramayan kişiye mi? Size ne oluyor? Nasıl böyle hükmediyorsunuz? Onların pek çoğu zanna tâbî oluyor şüphesiz zan hiç bir zaman hakkın yerini tutamaz

13/Rad-19- Efemen ya’lemü ennemâ ünzile ileyke min Rabbikel hakku kemen hüve a’mâ.
- Rabbin tarafından sana indirilenin hak olduğunu bilen kimse kör gibi midir?

16- MEZİYET
Meziyet ruhumuzun hasletlerinden kullanma alanına girmiş olanlardır. Yani hangi hasletleri kullanabiliyorsak biz o seviyedeki meziyetin sahibiyiz demektir.

25/Furkan-64- Vellezîne yebîtûne lirabbihîm sücceden ve kıyâmâ
- Rabb’leri için geceyi secde ve kıyam içinde geçirirler.

25/Furkan-72- Vellezîne lâ yeşhedûnezzûre, ve izâ merrû billağvi merrû kirâmâ.
- O kullar yalan yere ÅŸahadet etmezler.

49/Hucurat-7- Ve zeyyenehû fî kulûbiküm ve kerrahe ileykümülküfra velfilsûka vel-isyân.
- Kalbinizi müzeyyen kıldı ve küfrü, fıskı ve isyanı size kerih kıldı.

17-VEFA
Vefa verilen bir söz, bir ahd, bir misak veya bir yeminin yerine getirilmesi, ifa edilmesi halidir. Ahde vefasızlık ise sorumluluğu gerektirir. Tabii bu husus Allah ile olan ahdlerimizde daha da önem kazanır.

13/Rad-20- Ellezîne yûfûne biahdillâhi velâ yenkudûnel misâk.
- Onlar ki, ahdlerine vefa ederler ve misaklarını bozmazlar.

48/Fetih-10- Ve men evfa bimâ âhede aleyhüllâhe.
- Allah’a verdiÄŸi ahde vefa edenlere, Allah büyük ecir hazırladı.

17/İsra-34- Ve evfû bil-ahd, innel-ahde kâne mes-ûlâ .
- Ahde vefa edin. Şüphesiz ahidde sorumluluk var.

33/Ahzab-15- Ve lekâd kânû âhedüllâhe min kablü lâ yüvellûnel-edbâr ve kâne ahdillâhi mes-ûlâ .
- Ve andolsun ki bundan evvel arkalarını dönmeyeceklerine dair Allah’a ahd vermiÅŸlerdi. Allah’a ahd vermek kiÅŸiyi mesul eder.

33/Ahzab-23- Minelmü’minîne ricâlün sadekû mâ ahedüllâhe aleyhi feminhüm men kadâ nehbehû ve minhüm men yentezirû, ve mâ beddelû tebdîlâ .
- Mü’minlerden bazı adamlar, sıdk ile ahidlerine sadık çıktılar. Onların bir kısmı ahidlerini yerine getirip ÅŸehid oldu. Bir kısmı ÅŸehadeti bekliyordu, onlar ahidlerinde hiç bir ÅŸey deÄŸiÅŸtirmediler.

18- SAMİMİYET
İnsanın Allah’ın emrettiÄŸi gibi olması hali samimiyettir. İnsan kalben böyle olmadığı halde baÅŸkalarına öyle bir görüntü veriyor ise bu samimiyetin olmadığını gösterir.

2/Bakara-262- Ellezîne yünfîkûne emvâlehüm fî sebilillâh, sümme lâ yütbiûne min enfekû mennen ve lâ ezen lehüm ecruhüm ınde Rabbihîm, ve lâ havfün aleyhim ve lâ hümyehzenûn.
- Onlar ki, mallarını Allah yolunda infak ederler, sonra infak ettiklerini baÅŸa kakmazlar, kimseye eziyet vermezler. Onların Rab’leri yanında mükâfatları vardır. Onlar için korku yoktur. Onlar mahzun da olmazlar.

2/Bakara-263- Kavlün mâ’rûfün ve meÄŸfiratün hayrun min sadekatin yetbeuhâ ezâ.
- Güzel bir söz söylemek, kusuru örtmek, arkasından eziyet gelen sadakalardan hayırlıdır.

2/Bakara-264- Yâ ey’ühellezîne âmenû lâ tübtilû sadekâtiküm bilmenni vel-ezâ, kellezî yünfiku mâ lehû riâennâsi ve lâ yü’minü billâhi velyevmil-âhir.
- Ey imân edenler, Nas’a gösteriÅŸ olmak üzere malını harcayan Allah’a ve Ahiret Gününe inanmayan kimseler gibi sadakalarınızı baÅŸa kakmak eziyet vermek ile hükümsüz kılmayın.

11/Hud-112- Festekı kemâ ümirte ve men tâbe meake ve lâ tetgav.
- Emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve beraberindekilerle tevbe et, haddi aşmayın.

19- TEVHİD
Tevhid Allah’ın tek olduÄŸuna imân etmektir. Tevhid aynı zamanda insanların tek bir fırka oluÅŸturmasıdır. Yani Sırât-ı Müstakîm üzerinde olmalarıdır. Yani Hizbullâh olmalarıdır. Sadece Allah’ın Ahdini yerine getirmek üzere Sırât-ı Müstakîme (Allah’a ulaÅŸtıran yola) vasıl olanlar tevhid emrine itaat edenlerdir.

8/Enfal-73- Vellezîne keferû ba’duhüm evliyâü ba’d, illâ tef-alûhü tekün fitnetün fil-ardı ve fesâdün kebir.
- Kâfirler birbirlerinin yardımcılarıdır. Siz yardımlaşmazsanız yeryüzünde büyük fesad çıkar.

8/Enfal-39- Ve katilûhüm hatta lâ tekûne fitnetün ve yekuneddînü küllühû lillâh, Feinintehev feinnelâhe bimâ ya’melûne basîr.
- Hiçbir fitne kalmayıp, bütün din Allah’ın dini oluncaya kadar onlarla kıtalde bulunun (onlarla savaşın). Vazgeçerlerse muhakkak ki, Allah onların amellerini görmektedir.

VUSLAT EMRİ

7/ ARAF-172: ve iz ehaze rabbüke min beniy âdeme min zuhûrihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâlû belâ, şehidnâ, en tekuûlû yevmelkıyâmeti innâ künnâ an hâzâ gaâfiliyn.
Ve o zamanki (ezelde) Allah Adem oğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini çıkardı (aldı) ve onları nefsleri üzerine şahit tutarak dediki:
“Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim?”
Dediler ki:
“Evet (Sen bizim Rabbimizsin) Biz ÅŸahitleriz.”
Kıyamet günü: “Muhakkakki biz bundan gafilleriz.” (bizim bundan haberimiz yoktu) demesinler diye.

İşte o gün her üç vucudumuz da Allah’a yemin vermiÅŸtir.
Fizik vücudumuzun yemini………….. .AHD (Fizik vucudun Allah’a kul olacağına dair)
Nefsimizin yemini…………………………YEMİN ( Nefsini tezkiye edeceÄŸine dair)
Ruhumuzun yemini………………………. MİSAK ( Ruhumuzu Allah’a ulaÅŸtıracağımıza dair)

Not : Alıntıdır.