Perþembe, Þubat 09, 2012 01:02

‘Kara deliklerin bilinmeyen yönleri’ olarak etiketlenmiÅŸ yazılar

Kara deliklerin bilinmeyen yönleri

Çarşamba, 14 Ekim 2009

Bilim adamlarına göre kara delikler bir yıldızın yakıtını bitirmesi sonucu kendi içine çökmesiyle oluşurlar. Bu çökme işlemi sonucunda bir toplu iğne başı büyüklüğünde bir alana milyonlarca dünyanın kütlesinin sıkıştırıldığı bir yapı oluşur.

Çekim sahasına giren her ÅŸeyi (ışık dahil) yutan, çok büyük çekim gücüne sahip Uzay Bölgesidir. Kara Delik’lerin, devasa kütleye sahip yıldızların, termo nükleer yakıtlarının bitmesi durumunda kendi içine çökmesiyle meydana geldiÄŸi sanılmaktadır.

Kara Deliklerin mevcudiyeti, teorik ve matematiksel olarak ispatlanmıştır.

Ancak bir Kara Delik doğrudan gözlenemez ,

fotoÄŸrafı çekilemez, çünkü fotoÄŸraf çekilmesi esnasında ortaya çıkan ışık, Kara DeliÄŸin çekim gücünü aşıp ufuk hattından dışarıya çıkamaz, fotoÄŸraf için gerekli olan bu ışık geri dönemediÄŸi için fotoÄŸraf oluÅŸumu engellenir.Bu nedenle Kara Delik’lerin var olduÄŸuna dair direkt kanıt bulunamaz, Kara Delik’ lerin varlıkları yakınlarında bulunan izlenebilir materyal (Yıldızlar, gazlar, tozlar, ışık) üzerindeki, deÄŸiÅŸim ve etkiler ( tedrici azalmalar ve yok olmalar) gözlenerek tespit edilir.

Bu kütlenin ağırlığı öylesine muazzam bir boyuttadır ki, bildiğimiz evrenin ve zamanın çok büyük bir şekilde bükülmesine neden olur. Bu bükülme çok güçlü bir çekim alanı oluşturur ve etkisine giren her şeyi kendisine çeker kütlesel olarak kendisinden çok büyük nesneleri bile uzaysal bir  Anakonda misali  yutuverir.

Burada bir ayrım ortaya çıkıyor, kimi bilim adamları oluşan kütlenin bilinen zaman ve evreni delerek başka bir boyuta açılan bir kapı oluşturacağını söylüyor, diğer bir grup ise bu ortamda hayatta kalmanın mümkün olamayacağını oluşan çekim gücünün çok fazla olması nedeniyle yakalanan herşeyin yukarıda dediğim toplu iğne başı kadar bir ortamda sıkıştırılıp kalacağını söylüyorlar.

Yukarıda görünen resim Salvador Dali nin, Gizemli ve karmaşık  fırça darbeleri gibi görünsede , Hiçte göründüğü kadar masumane bir eser olmadığını evrensel bir yokoluÅŸ’un görüntüsel güzelliÄŸinden baÅŸka birÅŸey olmadığını anlamış olacağız.

Ölüm her evrimde aynı güzel sonuçlar doÄŸururmu bilinmez ama ortalama büyüklükleri güneÅŸ’imizden 4  kat büyük olan güneÅŸ görünümlü yıldız sistemlerinin yokoluÅŸu görülmeye deÄŸer figürler yaratmıştır. Büyük üstadın fırça darbelerinin, ölümün güzel yanlarını yansıtan yönleriyle galaksi ölümlerini ve bilinmeyen mistik yönleri üzerinde durmakta yarar görüyorum.

Evren, sahip olduğumuz güneş sistemlerine benzer milyonlarca sistem barındırmaktadır, fizik anlaşıyışımızın aksine evren sonsuz büyüklüğüne rağmen büyümesine devam etmektedir. Bu büyüme kimilerine göre sonsuza kadar devam edecek, diğer bir teoride ise sonu sonsuzluk duvarı olan sınırlı bir ilerlemedir.

Güneş sistemimizin bile , akıl ve ilim sistemimize göre hala fiziksel sınırlarını aşamıyorken bu korkunç büyüklüğe  beyin ufkumuzun hayal gücüne göre şimdilik birkaç milyon daha galaksi ve yıldız sistemi ekleyerek sizleri korkutmak istemiyorum.

Ancak bilinmesi gereken bir nokta varsa + bir kaç milyonluk güneş ve yıldız sistemi madalyonun sadece görünen yüzünden ibarettir insan  beyninin hesaplayamayacağı olasıklarını bile algılayamayacağı bir sistem ve bu sistemin kendini yoketmeden geri dönüşümlü yaradılış imalathanelerinden bahsetmek dünün konusu olmasa bile yarının ev ödevi olacağı gerçeğini unutmamak gerek.

Uzmanların ve bilim insanlarının en yüksek metaryel ve gözlem deneyimleri diyorki, enerjisi tükenen bir yıldız ( 4 x güneş ) , kütlesel olarak ta küçülme göstermiş duruma gelmektedir. Hem enerjisel hemde kütlesel olarak tükenen yıldızımız son enerji kırıntısınıda ardında iz ve delil bırakmamak  adına mesaj okunduktan sonra imha etme  yolunu seçmektedir.

Yıldızımızın kendisini yok etmesi, görüş alanı içindeki bütün yıldız ve benzeri yakın komÅŸularınında yokolmasına neden olur . yıldızımızdan geriye kalan son enerji kırıntısı , enerjinin patlama sonucu yüksek enerjiye dönüşmesi maddenin en küçük parçası olan atom ‘un gülünç olan küçüklüğüne raÄŸmen çarpışma adındaki yüksek enerjisiyle orantılı görünmektedir.

Konumuza gelecek olursak yıldız patlamış çevresindeki bütün sistemi içine alarak yoketmiÅŸtir hikaye bununla sınırlı deÄŸil tabiki oluÅŸan yüksek enerji görüntüsel güzelliÄŸinin yanında yıldızımıza extra güçler vermeye devam etmektedir. Patlama yıldızımıza genleÅŸme ve görüntüsel büyüklüğün yanın sıra bilinmeyen bir yerçekim gücüde katar, öyle bir enerjisel güçtür ki, ışık bile yansıyamayacak  kadar güçsüzleÅŸir, mıktanıs etkisi gibi görünen bu çekim kuvveti aslında yokolan yıldızımızın merkezine iÄŸde deliÄŸi büyüklüğünde bir yokoluÅŸ – kayboluÅŸ veya boyutsal bir yolculuk kapısı oluÅŸturur.

Görüntüsel büyüklüğüne oranla muhteşem bir çekim ve mıknatıs etkisine sahip olan bu minik kapı belkide kendisiyle beraber açığa çıkardığı enerji patlamasıyla uzay-duvar kapısında minik bir delik açmış olabileceği gerçeğidir, Gidenin geri gelme zahmetine katlanmadığı bu olasılıklar kapısı için garip bir açıklama olsada ihtimaller dahilinde tabiki.

Teorimizin gerçeklik oranı çok düşük olsada, Kara deliklere neden olacak kadar büyük yıldız sistemlerinin milyonlarca ışık yılı uzaklıklara kadar dağıtabildiği  kendi yıldız sistemlerinin toplamına ait olan, gaz ve toz bulutu görüntüsel olarak bir yokoluşun işaretide olsa aslında yeni bir başlangıçlar ihtimalidir.

Mlyonlarca ışık  yılı öteye fırlayan bu gaz ve toz bulutları hareketliliklerini evren-uzay büyümesi diye adlandırdığımız sebepleri anlaşılamayan etkiler yardımıyla hareket etmeye devam edeceklerdir. Görüntüsel olarak gaz ve toz bulutu gibi görünen bu yokoluşun son toz zerrecikleri içlerinde bakteri boyutundaki bir çok  yaşam formlarınıda beraberinde hareket ettirmeye devam ettirmektedir. yolculuk tabiki beklenildiği kadar kısa sürmeyecektir ancak büyümeye devam eden uzay-evren bir şekilde taşıdığı toz zerreciklerini taşıdığı binlerce yıldız, gezegen aracılığıyla evrimlerini devam ettirebilecekleri bir liman bulacaktır. Unutmayınki şuan bile uzay-evrende milyonlarca galaksi ve karadelikten bahsedilmektedir, herbir galaksi ve karadelik gönüllü olarak yaşam formlarının taşınmasında en büyük olasılık ihtimalleri olmaya devam edeceklerdir.

————————————————————————————————————-

Gezegenler arası uzun süreli yolculuklar sırasında uzayın bitkiler ve canlılar üzerinde oluşabilecek etkilerini inceleyen bilim adamları, bu araştırmaları sonucunda Afrika sivrisineğinin uzayda canlı kalabildiğini saptadı.

Rusya Bilimler Akademisi Başkan Yardımcısı Anatoli Grigorev, Afrika sivrisineğinin larvasının, uzay istasyonunun dış kaplamasında bir buçuk yıl, beslenmeden ve eksi 150 derece ile artı 60 derece arasındaki yüksek sıcaklık değişimlerinden etkilenmeden canlı kalmayı başardığını belirtti.      ( alıntıdır )

————————————————————————————————————–

Dünya yaÅŸam sistemine uyumlu bir sinek bile 1.5 sene hiç beslenmeden  + – hava ÅŸartlarının deÄŸiÅŸkenliÄŸinde bile hayatta kalmayı baÅŸarabiliyorken. Uzay formlu metebolizmaların daha baÅŸarılı olabileceklerine inanıyorum kimbilir belki birgün Dünya denizlerive ve ormanlarına düşüp yaÅŸam formlarını kazanmaya baÅŸlayacak olan karadelik toz bulutlarının canlı varlıklarına ÅŸahit olabiliriz.