
Günümüzün ev ödevi olsada, geleceğimizin kaçınılmaz uygulamalarından sadece  biridir.  Sığamadığımız dünyamıza alternatif bir yaşam alanı bulabilmek yada suni bir yapıda oluşturabilmek. Bunun en önemli arayışının başında hunharca yaşam alanımızı kendi ellerimizle yokedeceğimiz bununla beraber içgüdüsel olarak yaşamlarımızın devamlılığı için yeni yaşam alanları ihtiyacından  kaynaklanmasıdır.
Öncelikle biraz gezegen yapılarından bahsedelim, gezegenler büyüklük ve şekilsel
farklılıklarının yanında kendi galaksi veya sistemlerindeki ısıtıcı ve ışık yansıtıcı güneşe olan mesafeleriylede hayati bir önem taşımaktadır.
Uzay yapısı ve yeni yaşam alanları sağlayabilecek uzay koloni yaşamı arayışı ,
Günümüz insanının henüz tamamlayamadığı ancak ev ödevi olarak çalışmaya devam ettiği konuların başında gelir, günümüz tarihi için erken bir düşünce olmasıyla beraber gelecekte şiddetle gereksinim duyacağımız bir ödevdir aslında kendi yaşam alanımızı ve dünyamızı kendi ellerimizle yok ettikten sonra yaşamlarımızı devam ettirebileceğimiz yeni yaşam alanları gerekecektir.
Åžimdilik en akla yatkın olanı gerek uzay evrende, gerek’se uzay boÅŸluÄŸunda devasa gemi kolonileri adı altında maddesel bir ortam olarak yeni bir suni yaÅŸam alanı yaratabilmektir.
Peki insan için devasa bir yapı nasıl yokedilebilir, bunun başarılabilmesi teknolojik ilerlememi yoksa nükleer reaksiyona sebep verdiğimiz savaşçıl silahlarmı tüm bu etkenler bile milyarlarca yıllık bir birikim gerektirirken bir gezegenin yok edilmesi için milyarlarca yıl hiçmi insan oğlu akıllanmaz, kendi dünyasını yok ettiğini yarın gidebileceği bir alanı bile henüz keşfetmemişken hangi çıkar çatışması sebeptir buna ve nasıl bir anlayıştır hep sorgulanır ama hiç çözüm bulunmaz durmadan tekrarlayıp durur.
Gezegenlerin yıldızlardan tek farkı tabiki ebat,kütle yada dönüş hızları değildir iki maddeyi birbirinden ayıran en büyük özellik yokolma süreçleridir . Yıldız kendi imhasını hiç bir etki altında kalmadan gerçekleştirebilir ancak,bir gezegen kendi kendine asla yokolmaz, dış etkenler tarafından yokedilir.  Bununla beraber gezegenlerin Yokolan tek özelliği barındırdığı yaşam formu değildir, aynı anda  yaşam için gereken gezegenimsel özellikleride kaybetmektedir.
Yok olan bir gezegene ait gezegenimsel etkenlerden birkaçını kısaca tanıyalım .
*** Dalga frekansı ( enerjisiyle beraber kaybedilen yerçekiminin tireşim dalgası ve merkezden dışa doğru yaymış olduğu  dalga frekansları bu ferkanslar içe doğru yerçekimi sağlarken dışa doğru ise ozon tabakasına kadar   yerçekimine zıt orantılı bir itiş gücü ile görünmez bir kalkan görevi görür dış etkenlerden gezegeni korur.)
*** hava   ( oksijene ihtyaç duyan yaşam formlarının  en büyük ihtiyacı )
*** su     ( besinsel ve yaşamsal en büyük destekleyici )
*** ozon   ( sağlıklı çalışmayan gezegen kendi ozon tabakasını da yaratamaz dolayısıyla tüm zararlı x ışınları kendine çeker )
*** çekim alanı ( Yerçekimi ve dışa yaydığı dalga frekansları orantılı olmalıdır aksi halde milyonlarca meteor ve kaya parçası için bir nişan tahtası olmaktan asla kurtulamayacağı bir çekim alanı oluşur. )

Dünyamıza en yakın 2 uzay maddesinden örnekler verelim
Kendi uydumuz olan ay ve bir diÄŸer komÅŸumuz mars gezegeni birçok akıl almaz örnekler ve teorilere ev sahipliÄŸi yapan bu iki farklı dünyagerek ay‘ın karanlık yüzündeki terkedilmiÅŸ yaÅŸam mimarileri gerek mars zemininde karşımıza çıkan kule ,piramit ,insan yüzlü yapılar gibi örnek lerle ÅŸimdi olmasa bile geçmiÅŸte bir yaÅŸam alanı olduklarını göstermektedir bununla beraber 2 farklı yapının en büyük ortak yanları ise yüzeylerinin isveç peyniri gibi delik deÅŸik edilmiÅŸ olmalarıdır.
Peki dünyamıza en yakın uzay parçası olan ay milyonlarca meteor yada kaya parçasına niÅŸangah olmuÅŸken dünya neden çok az etkilenmiÅŸtir meteorlardan, yada mars’ a çarpan devasa kaya parçalarından 1 tanesi bile dünya yaÅŸamının % 90 ını yok edebilecek güçteyken neden hep mars‘a isabet etmiÅŸtir .
Dünyayı, mars‘a ve uydumuza çarpan bu meteor- kaya parçalarından koruyan ilahi güç nedir ? Cevabı çok basit olmakla beraber bir okadarda karmaşıktır aslında, yaÅŸamaya devam eden dünyamız da bir canlı gibi hareket etmektedir kendine has içgücüleri ve hayata baÄŸlanma tarzı vardır ayakta kalabilmek için hiç durmadan çalışır asla yorulmaz insan oÄŸlu sırtında bir kamburdur daima görevlerini zorlaÅŸtırmaya devam ettiÄŸi halde çok büyük bir yaÅŸam mücadelesi ile kendini korumaya çalışır. Aslında kendiyle beraber insan ve diÄŸer canlı türlerini de korumaktadır ancak biz insanlar insanımsı bencillik ve menfaatlerimiz den dolayı asla kabullennemiyoruz .
Kendi bindiğimiz dalı yüzyıllardır kesip durmaya devam ediyoruz dünyamızın ihtiyaç duyduğu enerjisini tüketerek, nükleer deney yada savaşlarla kendi sonumuzu hızlandırdığımızın bile farkında değiliz. Günümüz küresel ısınmaları en büyük delillerden sadece biridir dünya yaşam metebolizmasında hastalığımızı bir virüs gibi dünyamıza bulaştırdık ve dünyayı hasta ettik gücünü tükettik iyileşme dönemi bile tanımadan hastayken bile onu dahada hasta etmeye çabaladık durduk ancak bir noktadan sonra asla geriye dönemeyeceğiz belki bugün değil ama birgün gözle görülür bir sona yaklaşacağız.
İnsan oğlunun ileriyi görüşü dünyamızı yokedeceğimiz gerçeğiyle başlamıştır, uzay-evren de yapılan bütün araştırmaların savaşlarda bile ziyan edilmeyecek kadar büyük parasal harcamaların tek bir nedeni vardır bu neden ne dünya dışı yaşam merakı nede insanın uzay evrende ki diğer yaşam formlarına komşu olma isteğidir bu neden sadece insanoğlunun kendi elleriyle yokedeceği dünyasına bir alternatif bulabilmektir. Ancak bu yolculuk yada yeni yaşam formu için gereken ortam ne uydumuz ay nede bir kayalar parçası olmuş mars gezegenidir, ay ve mars ta tıpkı dünyamızın geleceği gibi açgözlülük ve hırsın gözlerini kararttığı ve kendi yaşam alanlarını yokettikleri atalarımıza ait yaşam alanlarıdır sadece yarın için bir yaşam alanı olmaktan çok uzak geçmişte dünyamızdan hiçbir farkları olmayan alanlardı, taki kendi yaşam formları onları yok edene kadar.
Bilinmesi gereken tek bir konu kalıyor geriye, yeni yaÅŸam alanımızı kendi güneÅŸ sistemimizde yaratabilecekmiyiz yoksa güneÅŸ siteminde yokolmayan tek dünya’mızmı kaldı, bir sonraki durağımız yeni galaksilermi olacak yoksa yeni boyutlardaki evrenleremi zorunlu göçler baÅŸlayacak boyutlar arası yada evrenler arası yaÅŸamlarımızda fiziksel yada genetik bir yaratıklaÅŸma yan’etkisi yaÅŸayacakmıyız.
Günümüzde bizlere garip ve korkutucu görüken dünya dışı varlıklarla aynı kaderimi paylaÅŸacağız dünyadan ayrılış hikayemiz aslında fiziksel yada bedensel görünüşümüz den’de mi ayrılma anlamını taşıyor. Bunlara verilecek tek doÄŸru cevap ancak geleceÄŸimizde saklı ancak unutmamak gereken tek ÅŸey ise bizi diÄŸer dünya dışı yaÅŸam formlarından ayıran en büyük etken dünyamızın çalışma sistemidir.
Yeni bir evren yada yeni bir boyut yaşam alanıyla beraber mutasyona uğramış yeni bir insanoğlu türünün en çarpıcı göstergesinden sadece biridir, gerek insanımsı formuyla gerekse böcek-sürüngen ancak tek ortak yanları bir zamanlar dünya gezegeninden gelip değişime uğramış insanoğlu neslinin birer üyeleri olacağıdır.
Buda gösteriyorki bizler ay , mars, jupiter, uranus, saturn, pluton, gibi gezegenlerin aslında dünyayı yeni ve sistemlerindeki son yaşam alanı olarak kullanmak zorunda kaldıkları eski yaşam formlarının sadece torunlarıyız. Kendi sistemimizde başka yaşam alanı kalmadığı gibi boyutlar arası yolculuk içinde ilkel bir medeniyetiz , ancak bütün ilkelliğimize rağmen son yaşam alanımızı bizden beklenmiyecek kadar ileri bir seviyede yok etmeye devam ediyoruz.
Bu başarıyı alkışlamak mı ?yoksa bundan utanmamamız mı ? gerek bilemiyorum. Ancak bildiğim birşey varsada birgün insan nesli kendi hırsından ve açgözlülüğünden utanmaya başlarsa dünyaya yaptık larından dolayıda kendinden utanacaktır bugün olmasa bile milyarlarca yıl sonra belki bu seviyeye gelebiliriz.
Böylece yeni bir uzay evrende yeni bir yaratık olmak yerine, içimizdeki ” nefs “yaratığını yok etmeyi baÅŸarabiliriz.
Etiketler: Son Dünya