Salý, Þubat 07, 2012 09:24

Nefsin Yaratılışı

http://img17.imageshack.us/img17/2297/nefs1974889.jpg

Allah insanın fizik vucudunu yarattıktan sonra ona nefs verdi. Ve Rabbimiz Secde suresi 9′uncu ayette “Sonra onu nefsle dizayn etti” buyuruyor.
32/ SECDE-9: sümme sevvâhü ve nefeha fiyhi min rûhihî ve ce’ale lekümüssem’a vel’ebsâre vel’ef’ideh, kaliylen mâ teÅŸkürûn.
Sonra (Allah) onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve onu (onun ruhunun kalbine) sem’i (kalbin iÅŸitme hassası) basar (kalbin görme hassası) ve fuad (kalbin idrak etme hassası) hassalarına (sahip) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz.
Nefs, insanın üç vücudundan bir tanesidir. Secde suresinde bu üç vücuda ait iÅŸaretleri görebiliyoruz. Allah’u Teala;
“sonra” sözüyle daha önce yarattığı fizik vücudu iÅŸaret ediyor.
“dizayn etti” derken nefsten bahsediyor. (nefs dizayn edilerek yaratılmıştır. Åžems 7 Ve Allah semi ve basar hassalarını nefs kalbin içine koyuyor. Bakara 7- Casiye 23 )
Onun içine ruhundan üfürdü derken üçüncü vücudumuz olan ruhun yaratılışını anlatıyor.Demekki insan yaratılışta 3 vücutla yaratılmıştır.

ÜÇ VÜCUDUMUZUN FARKLILIKLARI

1- Hepsi farklı özelliklerin sahibidir. Bak; nefsin özellikleri,
ruhun özellikleri, fizik vücudun özellikleri.
2-Hepsinin yaratılışı farklıdır. (Fizik vücut halk edilerek, Nefs seva
edilerek, Ruh üfürülerek yaratılmıştır.) Bak; yaratılış
3-Hepsinin madde oldukları alemler farklıdır. (Fizik vücut- zahiri
alemde, Nefs -berzah aleminde, Ruh- Emr aleminde madde olurlar.)
Bak; alemler
4-Allah’ın bu üç vucuttan aldığı yeminler farklıdır. (Fizik vücudun
yemini-ahd, Nefs’in yemini-yemin, Ruh’un yemini- misak) Bak;
yeminler
5-Üç vücudumuz da farklı şekilde yeminlerini yerine getirirler.
(Fizik vücut- Åžeytana deÄŸil Allah’a kul olarak, Nefs- tezkiye olarak,
Ruh- Allah’a ulaÅŸarak ) Bak; yeminler

ÜÇ VÜCUDUMUZUN BENZERLİĞİ

1-Üç vücudumuz için Allah zahiri dünyada farz emirler buyurmuştur.
Her üç vucutta bu dünyada bu emirleri yerine getirmek
mecburiyetindedir.
2-Üç vücudumuz için de bu dünya hayatında Allah’a teslim olmak
asıldır.
3-Üç vücudumuzun da teslim olmaları birbirlerine bağlıdır. Bağımsız
hareket edemezler. Nefs tezkiye olmadan, ruh teslim olamaz. Ruh
teslim olmadan fizik vücut teslim olamaz, fizik vücut teslim
olmadan nefs teslim olamaz.

NEFSİN İKİ YÖNLÜ YARATILMASI

Ve Allah’u Tealâ ÅŸems suresi 7inci ayetinde de;
91/ ŞEMS-7: ve nefsin ve mâ sevvâhâ
Yemin ederim ki o nefs sevva edildi (7 kademede). Buyurmaktadır.
Bu yedi kademe;
1- Nefs-i Emmare
2- Nefs-i Levvame
3- Nefs-i Mulhime
4- Nefs-i Mutmaine
5- Nefs-i Radiye
6- Nefs-i Mardiye
7- Nefs-i Tezkiye
Yukarıda saydığımız nefsin kademeleridir. Nefs bu dünyada yaşarken bu kademeleri yaşaması ve 7inci kademeye ulaşarak tezkiye olması gerekmektedir. Bu kademeler insanın nefsiyle mücadelesini göstermektedir. İnsan neden nefsiyle mücadele etmelidir? Çünkü her insanın nefsinde 19 afet vardır.
74/ MÜDESSİR-30-: aleyhâ tis’ate aÅŸer
19 üzerinizedir.
1- Cehalet
2- Cimrilik
3- Dedikodu, Gıybet
4- Fitne, Fesat
5- Gurur, Kibir
6- Haset ve Düşmanlık
7- Hırs, Şehvet
8- İsyan
9- İptila
10- Kin ve Nefret
11- Küfür
12- Mürailik
13- Nankörlük
14- Öfke, Gayz
15- Sabırsızlık
16- Vefasızlık
17- Yalan
18- Zulüm
19- Zan
Nefste mevcut olan bu 19 afet sebebiyle Melekler Rabblerine karşı çöyle diyorlar;
2/ BAKARA -30: Ve iz kale rabbüke, lilmelaiketi inni ca’ılün fil ardı halifeh. Kalu etec’alü fiha men yüfsidu fiha ve yesfiküddimae, ve nahnü nüsebbihu bihamdike ve nukaddısü lek. Kale inni e’lemü ma lâ tâ’lemun.
(Hani) o zaman Rabb’in meleklere: “Ben muhakkak ki yeryüzünde bir halife yaratacağım” demiÅŸti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi yaratacaksın? Oysa biz Seni hamdinle tesbih ve takdis ediyoruz” demiÅŸlerdi. (Rabb’in de) “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim�” buyurdu.
Burada nefsimizin zulmâni yönüne işaret edilmektedir. Melekler nefsin iki yönlü yaratıldığını bilmemektedir. Meleklerde nefs yoktur. Nurdan yaratılmışlardır. Rabbimiz bize ihsan ettiği nefsi iki yönlü yarattığını, Tin Sûresinin 4. ve 5.Âyet-i Kerîmesinde şöyle açıklıyor.
95/ TİN-4: lekad halaknel’ insâne fiy ahseni takviymin.
Andolsunki, biz insanı (insanın nefsini) en güzele (ahsene) ulaşabilecek bir takvim içinde yarattık.
95/ TİN-5: sümme redednâhü esfele sâfiliyn.
Sonra onu esfeli sâfiline reddettik.
Âyet-i Kerîme’nin ikinci kısmında sözü edilen Esfel-i Sâfilîn, Ahiret hayatında, Cehennemle cezalandırılan nefsin bulunduÄŸu yerdir. Nefs burada rehinedir. Yeryüzünde ikame edilen Adem oÄŸlunun, nefsini, Rabbimize verdiÄŸi tezkiye yeminine uygun bir ÅŸekilde tezkiye, terbiye etmediÄŸi sürece iblise tâbî olup, Cehennem’in en alt katıyla cezalanacağını, Rabbimiz açıklıyor.
İnsana verilen bu dünya hayatı, rehine olan nefsini kurtarmak içindir. EÄŸer rehine kurtulursa, insandaki emanet olarak bulunan ruh da Allah’a verdiÄŸi misakini yerine getirebilecek, Allah’a ulaÅŸabilecektir.
Âyet-i Kerîme’nin birinci kısmında ise, dünya hayatını yaÅŸarken insanın Elestü Birabbiküm günü Rabbimize verdiÄŸi misaka uygun olarak nefsini evvela 7 kademede tezkiye, sonra terbiye ve tasfiye etmek suretiyle en güzel biçime dönüştürebilecek ÅŸekilde yaratıldığı beyan ediliyor.
Demek ki, nefs başıboÅŸ bırakılıp, tezkiye, terbiye ve tasfiye için, dünya hayatını yaÅŸarken bir ÅŸey yapılamazsa, ÅŸeytanın insan vücudundaki melcei (sığınağı) olan nefs, ÅŸeytanın negatif telkinleriyle, Cehennem’in en alt katı olan Esfel-i Safilin’e gidecektir.
EÄŸer nefs tezkiye, terbiye ve tasfiye edilebilirse Ahsen-i Takvim’e dönüşerek, ruhun halleriyle hallenir, adeta vücut ülkesinde ikinci bir ruh olur. Buradan anlıyoruz ki, nefs iki yönlü bir mahlûktur.
7/ ARAF-172: ve iz ehaze rabbüke min beniy âdeme min zuhûrihim zürriyyetehüm ve eşhedehüm alâ enfüsihim, elestü birabbiküm, kaâlû belâ, şehidnâ, en tekuûlû yevmelkıyâmeti innâ künnâ an hâzâ gaâfiliyn.
Ve o zamanki (ezelde) Allah Adem oğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini çıkardı (aldı) ve onları nefsleri üzerine şahit tutarak dediki:
“Ben sizin Rabbiniz deÄŸil miyim?”
Dediler ki:
“Evet (Sen bizim Rabbimizsin) Biz ÅŸahitleriz.”
Kıyamet günü: “Muhakkakki biz bundan gafilleriz.” (bizim bundan haberimiz yoktu) demesinler diye.
Nefsin yemini, dünya hayatında 7 tezkiye kademesinde tezkiye olmaktır. Ruhun misakı ise tezkiye olan nefsin her tezkiye kademesine paralel olarak 7 kat yükselerek, 7. kattan sonra 7 alemi aÅŸarak, varlıklar aleminin son noktasından (Sidratülmüntehâ’dan) yokluÄŸa geçerek, yoklukta (Adem’de) Allah’ın Zat’ına ulaÅŸması, orada yok olması ve Rabbine teslim olmasıdır. Fizik vücudun yemini (ahd) ise Allah’a kul olmaktır.
Vücut ülkesinde Allah’ın bir temsilcisi olan ruhun, verdiÄŸi misakı yerine getirmemesi düşünülemez. Fakat, Rabbimiz, ruhun misakını yerine getirebilmesini, nefsin tezkiye olması ÅŸartına, yani nefsin Rabbimize verdiÄŸi yemini yerine getirme ÅŸartına baÄŸlamıştır.
91/ ŞEMS-9: kad efleha men zekkâhâ.
Andolsunki nefsini tezkiye eden felâha erer (cennete girer).
Bu da nefsimizin değişerek yarıdan daha fazla nurla dolması halidir.

NEFSİN DEĞİŞEBİLME ÖZELLİĞİ

Peygamber Efendimiz (SAV) in harpler tamamlandıktan sonra “artık küçük cihadlar bitti, ÅŸimdi büyük cihad baÅŸlıyor” sözündeki büyük cihat nefse karşı açılan savaÅŸtır.
Allahû Tealâ ve Tekaddes Hz. Hz. Adem’e (AS) nefs verip de, diÄŸer mahlûklara üstün kılınca, nefsi olmayan meleklerden Harut ve Marut isimli iki Melek:
” … Yüce Rabbimiz bize de nefs ihsan eyle ve ona nasıl hakim olacağımızı ispat edelim.” demiÅŸlerdir.
Allahû Tealâ bu talebi kabul ederek, bu iki meleği Babil şehrine indirmiş. Orada her ikisi de nefslerine yenilerek bir kadının ırzına geçerek ve kadının kocasını öldürerek, nefse hakîm olmanın ne kadar güç bir şey olduğunu anlamış ve Allah huzurunda mahcub olmuşlardır.
İslâm’ın temel fonksiyonu, nefsimizin tezkiye, ve tasfiye edilmesidir. Varılması murad edilen ise nefsimizi baÅŸlangıçta 7 tezkiye kademesinde tezkiye etmek ve buna devamla 7 velâyet kademesinde de terbiye ve tasfiye ederek, ruhun halleriyle hallenmesini saÄŸlamaktır. Yani nefsin, ruhun tüm hasletlerini muktesebatına almak suretiyle, ruhun hoÅŸlandığı ÅŸeylerden zevk almasını ve bunlardan vazgeçemez hale gelmesini saÄŸlamaktır.
Nefs baÅŸlangıçta isyankârdır. Onu tezkiye etmek lâzımdır. Nefsin tezkiyesi ona istediklerini vermemekten geçer. Nefsine her istediÄŸi münkeri nehy edildigi halde, ikram eden, mâ ‘ruf ile emr olunmasına raÄŸmen bundan içtinap eden kul, nefsinin emrindedir Yani nefsi emmarededir.
Nefs, bir azgın ata benzer ki, zaptı rabt altına, kontrol altına alıp da, kumanda edebilen kiÅŸinin ruhu, Rabbine vuslat olur ve Allah’ın Zat’ında fani olarak, O’na teslim olur. Fakat at, (Yani nefs) gemi azıyı alırsa, sahibini ÅŸeytana götürüp teslim eder.
Müridin, sülûkunu tamamlıyabilmesi, nefsinin 7 tezkiye kademesinde tezkiye edilmesine, yani kontrol altına alınmasına sıkı sıkıya irtibatlıdır. Nefsin tezkiyezinde vasıta emirler pek çoktur. Namaz, oruç zekat, sadaka, hacc, zikir, dünya çalışmasının ibadet kılınması gibi yerine getirilmesi gereken pek çok emrin yanında, sakınılması gereken içki, kumar, puta tapmak, fal, dedikodu vb. birçok yasaklar da mevcuttur.
Nefsin tezkiyesinde en önemli vasıta zikirdir. Fakat zikrin yanında orucun önemi azımsanamayacak derecededir. Nefs için başlangıçta, oruç bir azabdır. Bir işkencedir. Nefs, ruhun hüvviyetine sokulmak istendiği zaman önce isyan eder, fakat tezkiye ile kontrolü sağlanıp, ruhun hüvviyetine girince, ruhun hoşlandığı şeylerden zamana paralel olarak hoşlanmaya başlar ve oruçda nefs için bir zevk olmaya başlar.

NEFS KENDİSİNE ZULMEDER

Allahû Tealâ ve Tekaddes Hz.leri Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyuruyor.
10/YUNUS-44: İnnallahe lâ yazlimünnâse ÅŸey’en ve lâkinnennâse enfüsehüm yezlimûn.
Şüphesiz Allah insanlara asla zulüm etmez. Lâkin insanlar kendi nefslerine zulmederler.
Umumiyetle burada, nefsin talep ettiği şeyleri ona vermemek, ona yapılmış bir zulüm olarak tefsir edilip, izahta büyük güçlük çekilmektedir.
Ruhun Rabbine vuslat olabilmesi, nefsin tezkiye edilmesiyle mümkündür. Nefsin tezkiyesi ise, ona istediklerini vermemek ve Rabbimizin emir buyurduÄŸu Amilüssâlihat’ı ona yaptırmakla mümkündür. İnsanın dünya va ahiret saadetine erebilmesi kesin olarak, nefsin bu vasıta emirleri belirli bir ölçü ve zaman içinde yerine getirebilmesine baÄŸlıdır. Fakat, baÅŸlangıçta cehaleti sebebiyle bunu fark edemiyen nefsimiz, dünya zevklerine meyyal olması ve hırs afeti sebebiyle Allah’ın yap dediklerini yapmaz, emre karşı gelir, isyan eder, Allah’ın yasak ettiÄŸi ÅŸeyleri de kendisinin hoÅŸlanması, zevk duyması sebebiyle yapar. Bu ise sürekli Allah indinde, derecat kaybetmesine, yani kendisine zulmetmesine sebep olur. Zulüm, bir üzüntü kaynağı olduÄŸuna göre dünya ve ahiret hayatında hep piÅŸmankâr bir davranışla yaptıklarına piÅŸman olmaktadır.
Kimi kiÅŸiler, nefse istediklerini vermemeyi, nefse yapılan bir zulüm olarak mütalâ etmektedirler. Bu kesinlikle yanlıştır. Meselenin çözümü basittir. Allah’ın bir temsilcisi olan ruhun emirlerinin vücut ülkesinde tatbik edilmesi halinde, yani Amilüssalihat iÅŸlemek ve münkerden sakınmak halinde derecat kazanılır. Nefsimizi, zikirle tezkiye kademelerinde tezkiye edip, sonunda emanet olan ruhumuzu sahibi olan Allah’u zülcelâl Hz.lerine ulaÅŸtırmamız temel hedeftir. Nefsin bu emirleri yerine getirmemesi derecat kaybına sebep olur. Kaybedilen derecat sebebiyle, ruh, sahibi olan Allah’u zül-Celâl Hz. lerine yükselemez ve Rabbine kavuÅŸma emri olan vuslatı gerçekleÅŸtiremez.
Bu sebeple derecat kaybetmemiz, nefsimize zulmetmemiz anlamına gelmektedir. Kim ÅŸer iÅŸlerse o kiÅŸi derecat kaybeder. Her ÅŸer iÅŸlemede insan sıkıntı duyar. Her hayırı iÅŸlemede ise ferahlık ve huzur duyar. İşte nefse Allah’ın yasak ettiÄŸi ÅŸeyleri vermek ÅŸer iÅŸlemektir, kiÅŸinin nefsine zulmetmesidir. Allah’ın emrettiÄŸi ÅŸeyleri yapmamak ta aynı sonuca ulaÅŸtırır.
KiÅŸi ÅŸer iÅŸlemiÅŸ olur ve derecat kaybeder. Bir insanın Cehennem’e gitmesinin temel nedeni kaybettiÄŸi derecatın kazandığından fazla olmasıdır. Cehennem’de ise azab çekilir. Buna sebep olanda kiÅŸinin derecat kaybetmesi olduÄŸuna göre derecat kaybeden kiÅŸi kendine zulmetmiÅŸ oluyor.
Diğer taraftan nefsin her şer işlemesi sonunda, ruh mutlaka nefse işlenen günahla paralel bir azab tatbik eder. Bu azaba halk arasında vicdan azabı denir.
29/ ANKEBUT-40 : Feküllan eheznâ bizembih, feminhüm men erselnâ aleyhi hâsıbâ, ve minhüm men ehazethüssayhah, ve minhüm men hesefnâ bihîl-ard, ve minhüm men eğraknâ, ve mâ kânellâhü liyezlimehüm ve lâkin kânû enfüsehüm yezlimûn.
Bunlardan herbirini kendi günahlarıyla muaheze ettik. Onlardan kimine taş fırtınası yağdırdık, kimini de korkunç bir ses aldı. Kimini yere geçirdik, kimini suda boğduk, Allah onlara zulmetmedi, fakat onlar, nefslerine zulmettiler.
28/KASAS-16: Kale Rabbi innî zalemtü nefsî fağfirli feğafera lehü.
Rabbim ben nefsime zulmettim. Artık beni bağışla, dedi. Allah onu bağışladı.
16/NAHL-118: Ve alellezîne hâdû harramnâ mâ kasasnâ aleyke min kablü ve mâ zalemnâhüm ve lâkin kânû enfüsehüm yezlimûn.
Yahudilere haram kıldığımızı daha evvel sana haber vermiştik. Biz onlara zulmetmedik, fakat onlar (bu yasaklara riayet etmemek suretiyle) nefslerine zulmettiler.
Nefsin yaptığı bu zulümler, ruh tarafından nefse misliyle ödettirilmektedir. Ruhun, nefs üzerinde tatbik ettiği vicdan azabı, nefsin ruhun emirlerini tatbik etmeyip ruha zulüm yapmasından kaynaklanmaktadır. Eğer nefs, ruhdan gelen emir ve nehiylere, harfiyyen uysa zulüm olmaz. Zulmün olmadığı yerde ruhun nefs üzerine tatbik ettiği, mânevi vicdan azabından da bahsedilemez.
Vicdan aklın bir fakültesidir. Eğer ruh aklı ikna ederek fizik vücudun hayır işlemesine sebeb olursa vicdan rahatlar, huzur duyar. Ama nefs aklı ikna ederek fizik vücuda şer işletirse, o takdirde ruh bu şerre ortak olmaz, vucuttan şer işlenirken ayrılır. Ama vicdan istemesede nefsin oyununa alet olacaktır. Daha sonra ruh tekrar dönerek insana azap eder. Tabii vicdanda nefsle birlikte bu azabı yaşar.

NEFSİN 19 AFETİ

Bilindiği gibi nefs 19 kötü afet taşımaktadır.
Bu afetlerden herbiri şeytan için bir sığınaktır. Şeytan bu sığınaklara ulaşarak bizi idlâle düşürmek için tesirlerini yani telkinlerini gönderir. Bu nefsani telkinler bize hangi ölçüde tesir ederse, o ölçüde idlâle veya iğvaya düşeriz, nefsâni talep, ruhun talebiyle paralel olabilir.
Bu noktada biz ihlastayız. Velâyetin 6. kademesindeyiz. Nefsani talebiniz, ruhun talebinden farklı olarak tezahür edebilir. Biz bu farklı tezahür eden talebe uyarak bir amel işlersek derecat kaybediyoruz. Derecat kaybetmemiz ise, bizim nefsimize ve ruhumuza yapılmış bir zulümdür.
Allahû Tealâ Buyuruyor:
4/ NİSA-78: eyne mâ tekûnû yüdrikkümülmevtü ve lev küntüm fiy burûcin müşeyyedeh, ve in tüsıbhüm hasenetün yekuûlû hâzihi min indillâh, ve in tüsıbbüm seyyietün yekuûlû hâzihî min indik, kul küllün min indillâh, femâli hâulâilkavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadiysâ.
Nerede olursanız olun ölümü idrak edersiniz, hatta saÄŸlam kalelerde bulunsanız bile senden dolayı onlara bir iyilik isabet ederse; bu Allah’tandır derler. Bir kötülük isabet ederse; bu senin tarafındandır derler. De ki; hepsi Allah’ın katındandır. Bu topluluÄŸa ne oluyorki söz anlamaya yanaÅŸmıyorlar.
Bir peygamberin kendisinden sadır olan davranışlarının hiç birisi nefsani deÄŸildir. Çünkü; Peygamber Allah’ın tasarrufundadır.
4/ NİSA-79: mâ esâbeke min hasenetin feminallahi ve mâ esâbeke min seyyietin femin nefsik, ve erselnâke linnâsi resûlâ, ve kefâ billâhi şehiydâ.
Sana ne iyilik isabet ederse, Allah’tandır. Sana ne kötülük isabet ederse, kendi nefsindendir. (EÄŸer derecat kaybedecek bir ÅŸey yapmış olsaydın.) Ve seni insanlar için Resûl olarak gönderdik ve Allah ÅŸahid olarak yeter.
Nefsimizde mevcut olan, 19 şer kaynak sebebiyle biz bir talebin sahibi isek bu talebin sonunda şer kazanmamız mutlaktır. Bu nedenledir ki bize isabet eden her kötülük nefsimizde mevcut olan bu 19 şer kaynağın, herhangi birisinin sebebiyledir.

1- CEHALET
İnsanın Allah yolunda yükselmemesi cehaleti sebebiyledir.

33/Ahzap-72- İnnehû kâne zalûmen cehûlâ.
- Şüphesiz insan zalimdir ve cahildir.

2/Bakara-80- Em tekûlûne alellâhi mâ lâ ta’melûn.
- Yoksa, Allah’a karşı bilmediÄŸiniz bir ÅŸey mi söylüyorsunuz.

2/Bakara-169- İnnemâ ye’müruküm bissûi velfahşâi ve en tekûlû alellâhi mâ lâ ta’lemûn.
- Åžeytan, muhakkak size kötülüğü, hayasızlığı, Allah’a karşı bilmediÄŸiniz ÅŸeyi söylemenizi emreder.

2- CİMRİLİK
Cimrilik Yüce Rabbimizin zekât, birr ve sadaka emirlerini yerine getirmeye en büyük engeldir.

17/İsra-100- Kul 1ev entüm temlikûne hazâine rahmeti Rabbî izen leemsektüm haşyetel-infâk, ve kânelinsânü katûrâ.
- Rabbimizin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız , tükenir korkusuyla infâk etmezdiniz, zaten insan pek cimridir.

57/Hadid-24- Ellezîne yebhalune ve ye’mürûnennâse bil bahl, ve men yetevelle feinnellâhe hüvelÄŸaniyyülhamîd.
- Onlar ki, Hem cimrilik ederler, inananlara da cimrilik yapmayı söylerler. Şüphesiz Allah, Ganidir, Hamîd’dir.

47/Muhammed-38- Hâ entüm hâülâi tüd-avne litünfikû fî sebilillâhi feminküm men yebhal, ve men yebhal feinnemâ yebhalü an nefsih.
- İşte sizler, Allah yolunda sarfetmeğe çağrılan kimselersiniz. Kiminiz cimrilik ediyor, cimrilik yapan kendisi için yapar.

3- DEDİKODU, GIYBET

Yüce Rabbimiz biraraya gelen kullarının Allah’tan bahsetmesini ve böylece zikir yaptıkları için Allah’ın salâvat nuru ile ferahlanmalarını ister. İnsanlar ise dedikodu ve gıybetle Allâh’dan deÄŸil, insanlardan bahsederek ve nefslerinden de birÅŸeyler katarak derecat kaybetmektedirler.

49/Hucurat-12- Velâ tecessesû ve lâ yaÄŸteb ba’duküm ba’dâ, e yühıbbü ehadüküm en ye’küle lahme ehîhi meyten fekerihtümûh.
- Gizli şeyleri merak edip araştırmayın, dedikodu yapmayın. Biriniz ölü kardeşinin etini yemek ister mi? İşte tiksindiniz.

68/Kalem-10,11,12- Ve lâ tütı’küllle hallâfin mehînin. Hemmâzin meşşâin biriemîmin Mennâın lilhayri mü’tedin esîm.
- Yemin eden, ayıp araştıran, değersiz laf taşıyan, nâsı hayırdan alıkoyan, hukuka tecâvüz eyleyen, günaha dadanan kimselere itaat etme.

24/Nur-15,16- İz telekkavnehû bielsinetiküm ve tekûlûne biefvâhiküm mâ leyse leküm bihî ılmün ve tehsebûnehü heyyinen, ve hüçve indellâhi azîm. Ve lev li iz semi’tümûhü kultüm mâ yekûnû lena en netekelleme bihâzâ, sübhâneke haza bühtânün azîm.
- Hani onu dilden dile dolaÅŸtırıp hiçbir bilÄŸiniz olmadığı ÅŸeyleri aÄŸzınıza alıyor, Allah yanında büyük bir günah olduÄŸu halde onu kolay sanıyordunuz. Bunu istediÄŸiniz vakit: “Böyle ÅŸeyi aÄŸzımıza almak bize yaraÅŸmaz. Aman Allah’ım! Sen bundan münezzehsin, bu büyük bir Bühtan’dır.” demeliydiniz.

4/Nisa-112- Ve men yeksib hatîeten ev ismen sümme yermibihî berîen fekadihtemele bühtânen ismen mübîna.
- Her kim bir suç işlerse veya bir günah kazanır sonra onu günahsıza atarsa bir iftirada bulunmuş ve apaçık bir günah yüklenmiş olur.

4- FİTNE, FESAD

İnsanların tevhid akidesinin gereÄŸi olarak Sırât-ı Müstakîm üzerinde bulunmaları ve tek bir fırka oluÅŸturmaları Allah’ın emridir. İnsanların arasına fit sokarak onları birbirine düşmân yapmak veya bu istikamette çalışmak fitne çıkarmaktır. Fesad da benzer anlamdadır.

5/Maide-64- Küllemâ evkadû nâran lilharbi etfahallâhü ve yes-avne fil-ardı fesâdâ, vallâhû yühıbbülmüfsidîn.
- Onlar her ne zaman harp için ateş yaksalar, Allah onu söndürür. Onlar yeryüzünde fesat için çabalarlar. Allah fesat çıkaranları sevmez.

2/Bakara-60- Ve lâ ta’sev fil-erdı müfsidîn.
- Yer yüzünde fesad çıkararak haddi aşmayınız.

2/Bakara-191- Velfitnetü eşeddü minelkatl.
- Fitne katilden ÅŸiddetlidir.

2/Bakara-217- Ve saddûnan sebîlilâhi ve küfrünbihî velmescidliharâmi ve ihrâcü ehlihî minhüekberu indellih, velfitnetu ekberu minelkatl.
- İnsanları Allah yolundan alıkoymak Allah’ı tanımamak, insanları Mescid-i Haram’dan alıkoymak, ahalisini ondan çıkarmak ise, İnd-i İlâhi’de ÅŸer bakımından daha büyüktür. FİTNE KATİLDEN DAHA BÜYÜKTÜR.

2/Bakara-193- Ve Kâtilûhüm hattâ lâ tekûne fitnetün ve yekûneddînu lillâh, feinintehev felâ udvâne illâ alezzâlimiyn.
- Fitneden eser kalmayıp din tamamen Allah’ın oluncaya kadar onlarla kıtal edin (savaşın). Onlar vazgeçerlerse onlara el uzatmak yoktur. El uzatmak yalnız zalimleredir.

8/Enfal-39- Ve kâtilûhüm hattâ lâ teküne fitnetün ve yekûneddiynü küllühü lillâh, feinnintehev feinnnallâhe bimâ ya’melune basîr.
- Hiçbir fitne kalmayınca bütün din Allah için oluncaya kadar onlarla kıtalde bulunun. Onlar küfürden vazgeçerlerse, onları salıverin. Çünkü Allah, işlediklerini görür.

8/Enfal-73- Vellezîne keferû ba’duhüm evliyâü ba’di, illâ tef-alûhü tekün fitnetün fil-ardı ve fesâdün kebîr.
- Kâfîr olanlar birbirlerinin velileridir. Siz de bunu yapmazsanız yeryüzünde bir fitne ve musibet, büyük bir fesat hasıl olur.

5- GURUR, KİBİR

İnsanların büyük bir kısmı gurur ve kibirleri yüzünden hem ahiret mükâfatını hem de dünya saadetini kaybederler, çünkü onlara gök kapıları açılmaz.

40/Mü’min-56 – İnnellezîne yücadilûne fî âyâtillâhi biÄŸayri sültânin etâhüm, in fî sudûrihim illâ kibirun mâ hüm bibâliğîh, festeızbillâh….
- Allah’ın âyetleri üzerinde kendilerine gelen bir sultan olmadan tartışanların gönüllerinde ulaÅŸamayacakları bir kibir vardır. Allah’a sığın.

11/Hud-l0- Ve lein ezeknâhü na’mâe ba’de darrâe messethü leyekûlenne zehebesseyyiâtü annî, innehû leferihun fehûr.
- EÄŸer ona bir zarardan sonra bir ni’met tattırsak, muhakkak ki, benden bütün sıkıntılar gitti diyecektir. Çünkü o şüphesiz şımarık ve böbürlenendir.

2/Bakara-206- Ve izâ kîle lehüttekillâhe ehazethül-ızzettü bil-ism.
- Ona Allah’dan sakın deyince, gururu kendisine günah iÅŸletir.

7/Araf-40- İnnellezîne kezzebû biâyâtinâ vestekberû anhâ lâ tüfettehu lehüm ebvâbüçssemâi.
- Âyetlerimizi tekzib edip (yalanlayıp, inkâr edip) tekebbür edenlere gök kapıları açılmaz.

6- HIRS, ÅžEHVET
Hırs ve ÅŸehvet insana Allah’ın yolunda çok derecat kaybettiren ve çok piÅŸmanlık çektiren iki afettir.

70/Mearic-19- İnnel-insâne hulika helûâ.
- İnsan, şüphesiz hırslı yaratılmıştır.

64/Tegabün-16- Ve men yüka şühha nefsihî feüllâike hümülmüflihûn.
Nefsinin hırsından korunabilen felâha saadete erer.

7- HASED VE DÜŞMANLIK

İnsanların fırkalara ayrılması, birleşmemesi, tevhidi gerçekleştirmemesi hep hased ve düşmanlık sebebiyledir.

60/Mümtehine-4- Ve bedee beynenâ ve beynekümül-adâvetü velbağdâü ebeden hattâ tüminû billâhi vahdeh.
- Sizinle aramızda bir tek Allah’a îmân edinceye kadar ebediyyen adâvet ÅŸiddetli bir nefret aÅŸikar olmuÅŸtur.

4/Nisa-54- Em yehsüdûnennâse alâ mâ âtâhümüllâhü min fedlih
- Yoksa Allah’ın bol ni’metinden verdiÄŸi kimseleri mi, çekmiyorlar hased ediyorlar.

2/Bakara-109- Vedde kesîrun min ehlilkitâbi lev yeruddûneküm min be’di îmaniküm küffârâ, haseden min ındi enfüsihim.Kitap ehlinin çoÄŸu içlerindeki haset sebebiyle sizi, inandıktan sonra küfre döndürmeyi isterler.

8- İSYAN

İsyan Allah’ın emirlerine itaat etmemize mani olan afettir.

19/Meryem-44- Yâ ebeti lâ ta’büdiÅŸÅŸeytân inneÅŸeytâne kâne lirrahimani asiye.
- Babacığım, ÅŸeytana tâbî olma, çünkü ÅŸeytan Rahmân’a asî olmuÅŸtur.

73/Müzemmil-15,16- İnnâ erselnâ ileykum resülen şâhiden aleyküm kemâ erselnâ ilâ fir avne resülen. Fe asâ firavnürresule.
- Şüphesiz size ÅŸahidlik edecek bir Resûl gönderdik. Firavuna gönderdiÄŸimiz gibi. Firavun Resûl’e âsi olmuÅŸtu.

19/Meryem- 14- Ve lem yekun cebbaren asiyye.
- Âsi olan bir cebbar değildi.

49/Hucurat-7- Ve kerrehe ileykümüü küfre vel füsuka vel isyane.
- Küfrü, fisk ve isyanı size kerih gösterdi.

9- İPTİLA

Allah’ın yasak ettiÄŸi ÅŸeylere olan aşırı ilgi ve bunun sonunda doÄŸan vazgeçilmesi çok zor olan alışkanlıklar iptilâdır.

5/Maide-90,91- Yâ eyyühellezîne âmenû innemelhamru velmeysiru vel-ensâbü vel-ezlâmü ricsün min amelişşeytâni fectenibûhü lealleküm tüflihûn. İnnemâ yürîdüşşeytâânü en yûûka beynekümül-adââvete velbağdââe filhamri velmeysiri ve yesuddeküm an zikrillâhi ve anissalâh, fehel entüm müntehûn.
- Ey imân edenler, ÅŸarap, kumar, puta tapmak, fal, ÅŸeytanın murdar amelleridir. Artık ondan kaçının ki, felâh bulasınız. Åžeytan; ÅŸarap, kumar ile aranıza düşmanlık ve buÄŸz (kin) bırakmak, sizi Allah’ın zikrinden ve namazdan alıkoymak ister. Daha vazgeçmiyecek misiniz?

10-KİN VE NEFRET
Kin ve nefret nefsimizin yenilmesi güç afetlerindendir. Bu konuda Yüce Rabbimiz aşağıdaki Âyet-i Kerîmelerle açıklamalarda bulunuyor.

5/Maide-8- Ve lâ yecrimenneküm ÅŸeneânü kavmin alâ ellâ ta’dilû, i’dilû.
- Bir kavme, topluluğa olan kininiz, sizi adaletsizliğe sürüklemesin.

5/Maide-62
- Ve terâ kesîran minhüm yüsâriûne fil-ismi vel-udvâni ve eklihimüssüht, lebi’se mâ kânû ya’melûn.
- Onlardan çoğunun günaha, haksızlığa ve haram yemeğe koşuştuklarını görürsün, yaptıkları ne kötüdür.

5/Maide-64- Ve leyezîdenne kesîran minhüm mâ ünzile ileyke min Rabbike tuğyânen ve küfrâ, ve elkaynâ beynehümül-adâvete velbağdâe ilâ yevmilkıyâmeh.
- Rabbinin tarafından inzal olunan, onlardan bir çoğunun azgınlığını küfrünü artırır. Onların arasında kıyamet gününe kadar düşmanlık, olanca kuvvetiyle sevmemezlik (buğz, kin, nefret ve haset) yapıştırdık.

5/Maide-14- Feeğraynâ beynehümül-adâvete velbeğdâe ilâ yevmilkiyâmeh.
- Biz kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlığı olanca kuvvetiyle kin, nefreti yapıştırdık.

3/Al-i İmran-118- Kad bedetilbağdâü min etvâhihim, ve mâ tühfî sudûruhüm ekber.
- Size olan kin, buğzları dillerinden dökülüyor. Halbuki sinelerinde sakladıkları buğz-nefret daha büyüktür.

Allah’ın yardımıyla nefsimiz baÅŸlangıçta tezkiye edilip kontrol altına alınarak, bu ÅŸer kaynağın nefsimizin tasfiyesiyle tamamen ortadan kaldırıldığını, Rabbimiz ÅŸu âyet-i kerîme’de en güzel biçimde açıklıyor.

9/Tevbe-15- Ve yüzhib ÄŸayza kulûbihîm ve yetûbüllâhü alâ men yeşâ’.
- Kalplerindeki kini gidersin ve Allah dilediÄŸi kiÅŸinin tevbesini kabul buyursun.

Tevbenin kabulü, ancak Tevbe-i Nasuh’a davet ile mümkündür. Çünkü tevbenin esası bir daha günah iÅŸlememek üzere Rabbimize verdiÄŸimiz bir Ahd’dir. Fakat, ÅŸer kaynaklar nefsimizde durdukça bu mürnkün deÄŸildir. Ammâ bu 19 ÅŸer kaynak, ihlasla temizlenince Allah bizi tevbe-i Nasuh’a davet ediyor. Bu ÅŸekilde yukardaki âyet-i kerîme’de, Rabbimizin söz ettiÄŸi gibi tevbemizi kabul ediyor.

59/Haşr-10- Ve lâ tec-al fî kulubinâ ğıllan lillezîne âmenû.
- Kalbimizde mü’minlere karşı kin bırakma.

11- KÜFÜR
Küfür nefsin bünyesindeki afetlerden en korkuncudur.

18/Kehf-105- Ülâikellezîne keferu biayati rabbihim ve likâihi fe habitat a’malühüm fe lâ nukiymü lehüm yevmel kıyameti vez nan.
- İşte onlar Rablerinin âyetlerini ve O’na (Dünya hayatında) kavuÅŸmayı inkâr ettikleri için amelleri boÅŸa gidenlerdir. Artık onlar için kıyamette bir terazi tutmayız.

14/İbrahim-34- İnnel-insâne lezalûmün keffâr.
- Şüphesiz insan zalim çok kâfirdir.

3/Al-i İmran-176- Ve lâ yehzünkellezîne yüsâriûne filküfr. İnnehüm len yedürrullâhe şey-â, yüridüllâhü elli yec- ale lehüm hazzan fil-âhırah, ve lehüm azâbün azîm.
- Küfürde yarışanlar seni ü’zmesin. Şüphesiz Allah’a bir zarar veremezler. Allah Ahirette onlara bir pay vermemek istiyor. Onlara büyük azab vardır.

76/Dehr-24- Ve lâ tüti’ minhüm âsimen ev kefûrâ.
- Onlardan kâfir ve günahkâr olanlara itaat etme.

50/Kaf-24- Elkıyâ fî cehenneme külle keffârin’anîd.
- İnatçı ve kâfir olanların hepsini Cehennem’e atın.

2/Bakara-257- Vellezîne keferû evliyâühümüttâğût, yühricûnehüm minennûri ilezzulümât.
- Kâfir olanlar Tagut’un (ÅŸeytanın) dostudurlar. Ve nurdan zulmete götürürler.

49/Hucurat-7- Ve kerrahe ileykümülküfr.
- Size küfrü kerih gösterdi.

12- MÜRAİLİK
Halk arasında iki yüzlülük olarak anılan mürailik insanın, kalbi ile yaptıklarının farklı olmasıdır. Allah ise kalbimiz ile davranışlarımızın eşit olmasını ister.

2/Bakara-264- Ya eyyühellezîne âmenû lâ tübtilû sadekâtiküm bilmenni vel-ezâ, kellezî yünfiku mâ lehû riâennâsi ve lâ yü’minü billâhi velyevmil-âhır.
- Ey imân edenler Nâs’a gösteriÅŸ olsun diye malını harceden, Allah’a, ahiret gününe inanmayan kimseler gibi sadakalarınızı, baÅŸa kakmak, eziyet vermek ile hükümsüz kılmayın.

4/Nisa-142- Ve izâ kâmû ilessalâti kâmû küsâlâ, yürâilnennâse ve lâ yezkürunellâhe illâ kalîlâ.
- Onlar namaza kalkacak olsalar ağır davranırlar Nâs’a gösteriÅŸ yaparlar ve Allahı az zikrederler (münafıklar).

8/Enfal-47- Ve lâ tekûnû kellezîne haracû min diyârihim betaran ve riâennâsi yesuddûnean sebîlillâhi.
- Yurtlarından böbürlenerek (şımararak) nâs’a gösteriÅŸ yaparak çıkanlar, Allah yolundan nâs’ı alıkoyanlar gibi olmayın.

4/Nisa-38- Vellezîne yünfikûne emvâlehüm riâennâsi ve lâ yü’minûne billâhi ve lâ bilyevmil-âhır, ve men yeküniÅŸeytânü lehû karînen fesâe kerînâ.
- Mallarını halka gösteriÅŸ için harcedenler Allah’a ve Ahiret gününe inanmayanlar ÅŸeytanla arkadaÅŸ olmuÅŸ ise kötü arkadaÅŸa tutulmuÅŸtur.

13- NANKÖRLÜK-

Allah’ın bize olan ihsanlarını görmezliÄŸe gelmek veya hiçe saymak nankörlüktür.

11/Hud-9- Ve lein ezeknel-insane minnâ rahmeten sümme neze’nâhâ minhü, innehû leyeûsün kefûr.
- Tarafımızdan insana bir rahmet tattırdıktan sonra onu geri alsak o pek ümitsiz, pek nankör olur.

22/Hac-66 – İnnel-insâne lekefûr.
- İnsan hakikaten nankördür.

35/Fatır-36- Kezâlike neczî külle kefûr.
- işte bütün nankörleri böyle cezalandırırız.

43/Zuhruf-15- İnnel-insâne lekefûrun mübîn.
- Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.

17/İsra-67- Ve kânel-insânü kefûrâ.
- İnsan nankör olmuştur.

14- ÖFKE, GAYZ
Öfke ve gayz, her an yanlış adımlar atmaya sebep olan afetlerdir.

3/Al-i İmran-118,119,120- Mi anittüm, kad bedetilbaÄŸdâu min efvâhihim, ve mâ tuhfiy sudûrühüm ekber, kad beyennâ lekümül’âyâti in küntüm ta’kılûn, hâ entüm uhlâi tühibbûnehüm velâ yühibbûneküm ve tü’minûne bilkitâbi küllih, ve izâ lekûküm kalü âmennâ, ve izâ halev addû aleykümül’enâmile minelgayz, kulmütü bigayziküm, innallahe aliymün bizâtissudûr, in temsesküm hasenetün tesü’hüm ve in tüsibküm ÅŸeyyietün yefrehû bihâ, ve in tasbirû ve tettekû lâ yedurrüküm keydühüm ÅŸey’a.
- Sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taÅŸmaktadır. Kalplerinin gizlediÄŸi ise daha büyüktür. İdrak ediyorsanız âyetleri açıkladık. İşte siz, onlar sevmezken, onları seven ve kitabın bütününe inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: “İnandık derler!” yalnız kaldıklarında öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. De ki, öfkenizle ölün. Allah kalplerde olanı bilir. Size bir iyilik gelse, onların fenasına gider başınıza bir kötülük gelse, buna sevinirler. Sabreder ve takva sahibi olursanız, onların hilesi size hiçbir zarar veremez.

15-SABIRSIZLIK
Herşeyin vakti gelecektir. Sabırsızlık göstermeden hedefe doğru gayretle yürümek gerekir. Sabırsızlık nefsimizdeki önemli afetlerdendir.

21/Enbiya-37 – Hulikal insanu min acel seüriyküm âyâtiy felâ testa’cilun.
- İnsan aceleci olarak yaratılmıştır. Size âyetlerimi göstereceğim. Benden acele istemeyin.

19/Meryem-84- Felâ ta’cel aleyhim, innemâ neuddü lehüm addâ.
- Öyleyse onların acele, yok olmalarını isteme. Biz onların günlerini sayıyoruz.

20/Taha-114- Ve lâ ta’cel bilkur-âni min kabli en yükdâ ileyke vahyühü.
- Kur’ân sana vahiy edilirken, vahiy bitmezden önce acele etme.

17/İsra-11- Ve yed-ul-insânü bişşerri duâehû bilhayri ve kânel-insânü acûlâ.
- İnsan, hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan pek acelecidir.

16- VEFASIZLIK
Bir söz veya bir yeminin islâmda mutlaka yerine getirilmesi gerekir. Kim sözlerini veya yeminlerini yerine getirmiyorsa ahde vefa etmemiş oluyor. Vefasızlık ise nefsimizin ciddi bir afetidir.

17/İsra-34- Ve evfû bil-ahd, innel-ahde kâne mes-ûlâ.
- Ahde vefa edin. Şüphesiz ahidlerinize karşı mesulsü’nüz.

6/En’âm-152- Ve biahdillâhi evfû.
- Allah’ın Ahdine vefa edin.

16/Nahl-91- Ve evfû biahdillâhi izâ âhedtüm ve lâ tenkudul-eymâne ba’de tevkîdihâ.
- Yemin ettiÄŸiniz zaman Allah’ın ahdini yerine getirin. Allah’ı kendinize kefil göstererek yaptığınız yeminleri bozmayın.

4/Nisa- 155 – Febimâ nekdıhim misakahüm.
- Misaklarını bozmalarından.

13/Rad-20 – Ellezîne yûfûne biahdillâhi ve lâ yenkudûnelmîsâk.
- Onlar Allah’ın ahdini yerine getirenler ve misaklarını bozmayanlardır.

2/Bakara-27- Ellezîne yyenkudûne ahdellâhi min ba’di mîsâkıh.
- Onlar ki, Allah’ın Ahdini, Mîsâkdan sonra bozarlar.

36/Yasin-60,61,62- Elem e’had ileyküm ya benî âdeme en lâ ta’büdüyÅŸÅŸeytân, innehû leküm adüvvün mübîn. Ve eni’büdünî hâzâ sırâtın müstakîm.Ve lekad edalle minküm cibillen kesîrâ
- Ademoğulları, Ben sizden şeytana kulluk etmeyeceksiniz, o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edeceksiniz. İşte Sırât-ı Müstakîm budur, diye ahd almadım mı? Ve andolsun sizden çoğunuz dalâlete düştü.

20/Taha-115- Ve lekad ahidnâ ilâ âdeme min kablü fenesiye ve lem necid lehû azma.
- Andolsun ki, daha sonra Ademe ahd vermiştik. Fakat unuttu, onu azîmli bulmadık.

17- YALAN, TEKZİB
Bu konudaki Âyet-i Kerîme’ler aÅŸağıdadır.

43/Zuhruf-25- Fentekamnâ minhüm fenzur keyfe kâne âkibetülmükezzibîn.
- Bunun üzerine biz onlardan öç aldık, yalancıların sonunun nasıl olduğuna bir bak..

61/Saf-2,3- Ya eyyühellezine âmenû lime tekûlûne mâ li tef-alûn. Kebüra melden indellâhi en tekûlû mâ lâ tef-alûn.
- Ey imân edenler, yapmadığınz ÅŸeyi niçin yaptığınızı söylersiniz, yapmadığınız ÅŸeyi yaptık demeniz, Allah kat’ında büyük gazaba sebep olur.

4/Nisa-112- Ve men yeksib hatîeten ev ismen sümme yermi bihî berîen fekadihtemele bühtânen ve ismen mübinâ.
- Kim yanılır veya suç işler de, sonra onu bir suçuzun üstüne atarsa, şüphesiz iftira etmiş ve günah işlemiş olur.

18- ZULÜM
Zulüm zalime derecat kaybettirir mazluma ise derecat kazandırır.

4/Nisa-30 – Ve men yef’al zâlike udvânen ve zulmen fesevfe nuslîhi nârâ.
- Bunu kim yapar düşmanlık ve zulüm ederse, onu ateşe sokarız.

33/Ahzab-72- İnnehû kâne zalûmen cehûlâ.
- İnsan, pek zalim ve cahildir.

14/İbrahim-34- İnnel-insâne lezalûmün keftâr.
- Doğrusu insan pek zalim ve çok nankördür.

19- ZAN
Başkaları hakkında onların belkide yapmadıkları birşeyi onlar yapmış gibi düşünmek zandır. Ve bu düşüncemiz, o kişiyi görmediğimiz halde bir suç işliyormuş gibi bir hükme bizi sürüklerse o zaman bu zan büyük bir günahtır.

53/Necm-23- İn yettebiûne illezzanne ve mâ tehvel-enfüs.
- Onlar yalnız zan ve tahmine, nefsimizin arzularına uyarlar.

49/Hucurat-12- Ya eyyühellezîne âmenüctenibu kesîran minezzan, inne ba’dazzanni ism.
- Ey imân edenler zannın çoğundan sakının, şüphesiz bazı zanlar (su-i zan) günahtır.

53/Necm-28- Ye mâ lehüm bihî min ılm, in yettebi’ûne illezzan, ve innezzanne lâ yüğnî minelhakkı ÅŸeyâ.
- Onların bu sözleri hakkında hiçbir bilgileri yok. Onlar sadece zanna ittiba ederler. Zan ise insanı bir hakkı bilmek rnecburiyetinden vareste kılamaz (dışında tutamaz).

38/Sad-27- Ve mâ halaknassemâe vel-erda ve mâ beynehüma bâtılâ zâlike zannüllezîne keferû, feveylünlillezîne keferû minennâr.
- Biz, yeri, göğü ve aralarındakileri boşuna (batıl) yaratmadık. Boşuna yaratmak sadece kâfirlerin zannıdır.

10/Yunus-66- İn yettebiûne illezzenne ve inhüm illâ yehrusûn.
- Onlar, ancak o zanna tâbî olurlar. Ancak tahmin ederler.
10/Yunus-36- Ve mâ yettebiu ekserühüm illâ, zannâ, innezzanne lâ yüğni minelhakkı şeyâ.
- Onların ekserisi ancak zanna tâbî olurlar, şüphesiz zan hiçbir zaman hakkın yerine geçmez.

7/Araf-30 – İnnehümüttehazû ÅŸeyâtîne evliyâe min dûnillâhi ve yehsebûne ennehüm mühtedûn.
- Şüphesiz onlar Allah’ı bırakarak ÅŸeytanı dost edinmiÅŸlerdir ve hidayete erdiklerini zannediyorlardı.

6/En’âm-148- Kul hel ındeküm min ilmin fetühricûhülena, in tettebiûne illezanne ve in entüm illâ yahrusûn.
- Onlara de ki; Eğer bir bilğiniz varsa onu bize çıkarırsanız siz zandan başka bir şeye tâbî olmazsınız, kuru kuru tahminde bulunursunuz.

6/En’âm- 116- Ve in tütı’ eksera men fil-erdı yüdıllûke an sebılillâh, in yettebiûne illezzanne ve inhüm illâ yahrusûn.
- Yeryüzünde olanın ekserisine itaat edersen onlar seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar ancak zandan başka birşeye tâbî olmazlar. Onlar kuru kuru tahminde bulunurlar.

NEFSİN TALEPLERİ

Nefs çok yönlüdür. Çünkü bir hedefi yoktur. Çok şeye karşı alâka duyabilir.Fakat bunlardan herhangi bir tanesi daima dominanttır, önde gelir. Bu arzusu tatmin edilinceye kadar nefsimiz sadece onun tatmini istikametinde uğraşır. Diğer konular onun için ikinci plandadır. Allahû zülcelâl Hz. her kulunu ayrı bir konuya düşkün yaratmıştır.
İnsanın en ÅŸerefli mahlûk oluÅŸundaki en büyük etkenlerden bir tanesi de, ona nefs verilmesidir. Peygamber Efendimiz (SAV)’in harpler tamamlandıktan sonra, “Artık küçük cihadlar bitti, ÅŸimdi buyük cihadlar baÅŸlıyor.” sözündeki cihad nefse ve onun taleplerine karşı açılan savaÅŸtır. Bu savaşın temel hedefi, nefsimizin baÅŸlangıçta tezkiye, sonra terbiye ve tasfiye edilerek ruhumuzun emrine verilmesidir. Nefsimizdeki 19 afetin yerine ruhumuzun 19 hasletinin, faziletlerinin yerleÅŸmesi, yani ruhumuzun halleriyle hallenip, onun hoÅŸlandığı ÅŸeylerden zevk alması ve bunlardan vazgeçmez hale gelmesidir.
Nefsimiz baÅŸlangıçta, Allah’ın emirlerine karşı isyankardır. Onu tezkiye etmek lâzımdır. Nefsin tezkiyesi ona istediklerini vermemekten geçer. Nefsin her istediÄŸi münkeri, nehy edildiÄŸi halde ikram eden kul nefsinin emrindedir.

30/Rum-7- Ya’lemûne zâhiran minelhayâtiddünyâ, ve hüm anil-âhırati hüçm gâfilûn.
- Onlar dünya hayatının zahirini bilirler. Onlar Ahiretten habersizdirler.

28/Kasas-78- Kâle innemâ ûtitühû alâ ılmin ındî, evelem ya’lem ennellâhe kad ehleke min kablihî minelkurûni men hüve eÅŸteddü minhü kuvveten ve ekseru cem-â.
- Kârun, bu servet ancak bende mevcut bir ilimden ötürü bana verilmiÅŸtir.Allah’ın önceleri ondan daha güçlü ve topladığı ÅŸey daha fazla olan nice zenginleri helâk ettiÄŸini bilmez mi ?

2/Bakara-200- Feminennâsi men yekûlü Rabbenâ âtinâ fiddünya ve mâ lehû fil-âhirati min halâk.
- Rabbimiz bize dünyada var diyen insanlar vardır. Öylesinin Ahirette payı yoktur.

11/Hud-15,16- Men kâne yürîdülhayâteddünyâ ve zînetehâ nüveffi ileyhim a’mâlehüm fîhâ ve hüm fîhâ lâ yübhasûn. Ülâikellezîne leyse lehüm fil-âhırati ilennâr.
- Dünya hayatını ve güzelliklerini isteyenlere orada tastamam veririz. Onlar, orada bir eksikliÄŸe de uÄŸratılmaz. İşte Ahiret’te onlara ateÅŸten baÅŸka bir ÅŸey yoktur.

Buradan da anlaşıldığı gibi tezkiye, terbiye ve tasfiye edilmemiş nefsin tüm talepleri dünyaya dönüktür. Nefsimizin bu talepleri bizi Allah yolundan ayırmaya, saptırmaya çalışan apaçık bir düşmanımız olan iblisin talepleriyle çakışmaktadır.

15/Hicr-39,40- Kâle Rabbi bimâ ağveytenî leüzeyyinenne lehüm fil-ardı ve leüğviyennehüm ecmeîn, illâ ıbâdeke minhümülmühlesîn.
- Rabbim beni saptırdığın için and olsun ki, yeryüzünü onlara güzel göstereceğim. İhlas sahibi kulların müstesna, hepsini saptıracağım.

İşte, dünya zînetine düşen ve iblisin aldatmalarına kanan her nefs, kendisinde mevcut olan 19 afet sebebiyle ve iblisin tesiriyle daima şer talep sahibidir.
İblis bu talepleri güçlendirmektedir.

Not : Alıntıdır.

Etiketler:

Yorum yapın