Pazartesi, Þubat 06, 2012 18:47

Mevlana'nın Mezar Odasının Sırrı

http://img419.imageshack.us/img419/5662/mevlana18ut.jpg

O müzenin kapısından içeri girerken, karşıma ‘Da Vinci ÅŸifresi’ gibi esrarengiz bir hikáyenin çıkacağını bilmiyordum.
Bu, bir sanduka ve onun altındaki mezarın hikáyesi.
Ama öyle basit bir hikáye değil.
Hikáye 13′üncü yüzyılda baÅŸlıyor ve 1930′da esrarengiz bir aile trajedisine kadar uzanıyor.
Hikáye beni çok etkiledi.
Sizi de etkileyeceÄŸini tahmin ediyorum.

SAF TUTMUÅž SANDUKALAR ARASINDA

Geçen salı günüydü.
Hayatımda ilk defa Konya’ya gitmiÅŸtim.
Konya’da Mevlana Müzesi’nin kapısından ilk adımımı attığımda, belki de sadece benim hissettiÄŸim mistik bir rüzgár esti ve beni içine alıp götürdü.
Hayatımda hiçbir mekán daha ilk anda beni bu kadar etkilememişti.
İçerden çok hafif bir ney müziği geliyordu.
Sağ tarafta, sanki saf tutmuş sandukaları görüyordum.
Yanımda Mevlana Müzesi Müdür Yardımcısı Dr. Naci Bakırcı vardı.
Mevlana’nın sandukasının önüne gelinceye kadar, mistik bir turistten farklı deÄŸildim.
Ancak o sandukanın önünde Dr. Bakırcı’nın anlattığı o müthiÅŸ hikáye baÅŸladı.
Daha doÄŸrusu, o sandukanın altındaki ‘mezar odasının sırrı’…

500 METREYİ SEKİZ SAATTE ALAN CENAZE

Nefesimi kestim ve onu dinledim.
İşte ondan dinlediklerim.
Anlatıldığına göre her ÅŸey 1273′te Konya’da kaldırılan bir cenazeden sonra baÅŸladı.
Mevlana Celaleddin-i Rumi, 17 Aralık 1273 günü vefat ediyor.
Cenazesine yüzbinlerce insan katılmış. Naaşı, İplikçi Camii’nden, 500 metre ilerdeki bu türbeye 8 saatte getirilebilmiÅŸ.
Müslümanlar Mevlana’nın naaşını defnedebilmek için gayrimüslimlerin cenaze cemaatinden çıkmasını istemiÅŸ. Ancak onlar, ‘Bize İsa’yı da Musa’yı da Mevlana öğretti’ diyerek bunu reddetmiÅŸler.
Mevlana’nın kabrinin altına bir ‘mezar odası’ bulunuyor.

MEZAR ODASINA 700 YILDA 1 KİŞİ İNDİ

Eski Türklerde mezarların altına Farsça ‘zir-i zemin’ yani ‘zeminin altı’ denilen bir mezar odası yapılırmış.
Mevlana’nın naaşı da böyle 4 metrelik bir mezar odasına konmuÅŸ.
Ancak o tarihten bu yana mezar odasına kimse inmemiş.
Sadece bir kişi hariç.
Rivayete göre Sultan Dördüncü Murad, Mevlana’nın türbesini ziyarete geldiÄŸinde, mezar odasının içinde ne olduÄŸunu çok merak etmiÅŸ ve bu odaya girmek istemiÅŸ.
Ancak dönemin Mevlevi büyükleri, buna kesinlikle karşı çıkmış ve girmesini engellemişler.
Bunun üzerine Sultan, elindeki tespihi, ağzı açık odanın içine atmış.
Veya düşürmüş.
Bu tespihi almak üzere 7 yaşında bir kız çocuğu mezar odasına indirilmiş.
Bilinen tek şey, odanın iki tarafından aşağı doğru merdivenlerin indiğiymiş.
Kız çocuğu mezara inip çıktıktan sonra dili tutulmuş.
Dr. Naci Bakırcı, ‘ÇocuÄŸun dilinin neden tutulduÄŸu hálá bilinmiyor’ diyor.

KÜÇÜK KIZ MEZAR ODASINDA NE GÖRMÜŞTÜ

İşte bu olaydan sonra ‘mezar odasının sırrı’ iyice merak edilmeye baÅŸlanmış.
Acaba kız çocuğu orada ne görmüştü de dili tutulmuştu?
Bir iddiaya göre, oda çok karanlık olduğu için çocuk çok korkmuş ve geçirdiği travmadan dolayı dili tutulmuştu.
Ancak bir baÅŸka iddia daha var ki, o ‘mezar odasının sırrını’ daha da koyulaÅŸtırıyordu.
Selçuklu Türkleri o tarihte mumyalama tekniğini biliyorlarmış. Fatih Sultan Mehmed dahil 7 padişahın naaşı mumyalanmış.
Mevlana’nın naaşı da mumyalandığı için muhtemelen öyle duruyordu.
Kız çocuÄŸu orada yatan Mevlana’yı görünce bu hale gelmiÅŸ olabilirdi.
Bu olay dönemin önde gelen Mevlevilerini harekete geçiriyor ve 1640 yılında mezar odasının ağzı tuğlayla örülüp üzeri kurşunla kaplanıyor.
O tarihten sonra mezar odasının ağzındaki kurşun hiçbir zaman kaldırılmadı.
Mezar odası, sırlarıyla birlikte belki de ebediyete kadar sessizliğe gömüldü.

1930′LU YILLARDA MÜZE MÜDÜRÜNÜN ODASINDA

Ancak odanın hikáyesi burada bitmiyor.
Aradan 300 yıl geçtikten sonra, Mısır’daki piramit sırlarına benzeyen bir dizi olay daha yaÅŸanacaktı.
Bu olayın iki tanığı vardı.
Biri olayı yaşayan Yusuf Akyurt isimli biri.
Öteki de onun yaÅŸadığını Murat Bardakçı’ya anlatan Abdülbaki Gölpınarlı Hoca.
1930′lu yılların güzel bir gününde, Mevlana Müzesi’nin Müdürü Yusuf Akyurt odasında tek başına otururken, aklına sandukanın altındaki mezar odası gelir.
İçinden ‘Acaba ÅŸu odaya bir girsem de içinde ne olduÄŸunu görsem’ diye geçirir.
Ancak tepki çekeceğini düşündüğü için kararsızdır.

O AN KAPI ÇALINDI YAŞLI ADAM GİRDİ

Tam o esnada kapı çalınır ve içeri, müzenin yaşlı odacısı girer.
Bu yaşlı adam aslında, Mevlevi dedesidir. Cumhuriyetin ilanından sonra tekke ve zaviyeler kapandığı için müzeye çevrilen türbede odacı olarak çalışmayı kabul etmiştir.
YaÅŸlı Mevlevi dedesi saygılı bir ÅŸekilde içeri girer ve Yusuf Akyurt’un tüylerini diken diken eden ÅŸu cümleyi söyler:
‘Sakın oraya inmeyi düşünmeyin…’
Ancak bu şaşkınlık, müdürü kararından vazgeçirmez. Mezara inmek üzere kurşunla kaplı kapağın önüne gelir.
Halıyı kaldırır. Tam kapağı açmak üzereyken, bir adam haykırarak içeri girer:
‘Müdür bey, yetiÅŸ evin yanıyor…’
Yusuf Akyurt gelinceye kadar evi kül olmuştur.
İşte tam o sırada eline bir telgraf tutuşturulur.
Müze müdürü başka bir yere tayin edilmiştir.

KONYA-ANKARA YOLUNDAKİ KAZA

Konya-Ankara yolu o gün çok ıssızdı.
Gün batmış, alacakaranlık etrafa hákim olmaya başlamıştı.
Uzaktan gelen kamyonun farları, henüz tam karanlık hale gelmemiş ufukta cılız iki nokta gibi duruyordu.
Şoförün yanında kapıya dayanmış şekilde oturan çocuk kimbilir hangi hayallere dalmıştı.
Kamyon bir kavise girdiği sırada kapı aniden açılır ve çocuk alacakaranlığın içinde kaybolur.
Kamyon durup, içindeki iki adam kapıdan uçan çocuğa ulaştıklarında iş işten geçmiştir.
Çocuk öteki dünyaya göçmüştür.
Çocuğun başında duran ikinci adam, başı ellerinin arasında hüngür hüngür ağlamaktadır.
O adam, Konya’dan tayini çıkan Müze Müdürü Yusuf Akyurt’tur.
Kimine göre, mezar odasının sırrı, onu hálá takip etmektedir.

MEZARIN BAŞINDA SÖYLENEN SON SÖZLER

Yusuf Akyurt oÄŸlunun cenazesini alıp Konya’ya döner. Cenaze töreninden sonra doÄŸruca Mevlana Müzesi’ne gider ve sandukanın başında ellerini açıp haykırmaya baÅŸlar:
‘Yetmedi mi? Affet artık…’
Bütün bunlar neydi? Efsane mi? Gerçek mi?
Küçük kızın dili niye tutulmuştu? Yaşlı odacı, müdürün kafasından geçen düşünceyi nasıl anlamıştı?
Bunların cevabı yok.
Ben bunları anlatan insanlardan dinledim.
Bildiğimiz tek şey var. Mezar odası 731 yıldan bu yana sırrını muhafaza ediyor.
Umarım bundan sonra da muhafaza etmeye devam eder.
Çünkü bilinmezliğin yarattığı bazı mistik duygulara ebediyen ihtiyacımız olacak.
Çünkü hepimizin içinde, sadece kendimize ait sırların saklandığı küçücük odalar var.
Üzerleri kurşunla kaplı küçücük odalar..

Etiketler:

Yorum yapın