Pazartesi, ubat 06, 2012 17:35

En Eski Ufo Kazası

ufo_resimleri1

Bize kim olduklarını ve onları buraya neyin getirdiğini anlatmak istediler. Gelecek nesiller için bir mesaj bıraktılar, ama arkalarında bıraktıkları kendi eserleri halktan gizli tutuldu!

Bu hikaye bir çok isimle biliniyor ve hangisini seçmeye karar vermemiz önemli değil … Uzaylı ve insanlık tarihindeki en gizlenen hikayelerden biridir.

Keşif 1938’de Çin ve Tibet arasındaki sınırda gerçekleşti.

Çinli profesör Chi Phu Tei tarafından rehberlik edilen bir arkeoloji keşif yolculuğunda, Baian Kara Ula’nın dağ mağaralarında mezar hücreleri keşfedildi.

İskeletler farklı türde insan varlıklarının kalıntıları idi.

İskeletler çok kırılgandı sadece 1,30 metre boyunda idi. Kafatasları genişti ve fazla gelişmişti, ama bunlar maymunların kalıntıları değildi. İlave olarak, bilim adamları mağara duvarlarında ilginç kaya çizimleri keşfettiler.

Güneş, ay, dünya ve yıldızların çizimlerine eşlik eden yuvarlak miğferli varlıkları resmettiler.

Tarih öncesi mağarada bulunacak daha çok şey vardı. Tozlu zemine yarı gömülü olarak, arkeologlar büyük yuvarlak taş bir disk buldular, Taş Çağı gramofon plağa benziyordu. Diskin merkezinde bir delik vardı ve merkezden kenara spirallenen ince çizgiler vardı.

Bu diskin yaşının 10,000 – 12,000 yıl olduğu belirlendi!

Toplam, 716 taş disk bulundu. Her diskin çapı 22,7 cm ve kalınlığı 2 cm idi. Her diskin merkezinde tam olarak dairesel 2 cm lik bir delik vardı. Daha ileri analizler ince çizgi benzeri işaretleri ortaya çıkardı, bunların garip oyulmuş hiyerogliflerin sürekli çizgisi olduğu ortaya çıktı. Nesne daha önce asla karşılaşılmamış bir lisanda mikroskobik karakterlerden oluşan uzaylı yazısı ‘kaydı’ idi.

20 yıldan daha fazla süredir, bir çok uzman uzaylı yazılarını tercüme etmeye çalıştı, ama başarı elde edilemedi.

1962’de Çinli bilim adamı Dr. Tsum Um Nui sonunda gizemli nesnelerin mesajını çözebildi.

Sonuç o kadar garipti ki, Pekin Akademisi Tarih Öncesi Departmanı Tsum Um Nui’nin bulgularını yayınlamayı reddetti ve hatta bunlarla ilgili konuşmayı da yasakladı.
Ancak Dr. Tsum Um Nui araştırmalarına devam etti ve sonunda çalışmasının yayınlanmasına izin verildi.

Raporun başlığı “12,000 Yıl Önce Dünyaya İnen Uzay Gemisi ile İlgili Disklere Kaydedilen Yazılar” idi.

Dropa taşlarının şok edici mesajı kendilerine Dropa diyen varlıklar tarafından yazılmıştı. Taş diskler uzak bir gezegenden gelen uzay yolcuları olan Dropa insanının hikayesini anlatıyordu. Uzay gemileri Baian – Kara – Ula dağlarının erişilmez bölgesine çarpmıştı. Uzay gemisinin mürettebatı dağların mağaralarına sığınmıştı.

Harap olan uzay gemilerini tamir etme veya yenisini inşa etme olanağı olmadığı için, Dropa’lar kendi gezegenlerine dönemediler. Dünyada zor durumda sıkışıp kaldılar.

Barışcıl niyetlerine rağmen, Dropalar komşu mağaralarda oturan Ham kabilesinin üyeleri tarafından yanlış anlaşıldılar, Ham kabilesi yabancıları yakaladı ve hatta bazılarını öldürdü.

Paragraflardan birinin tercümesi şöyle diyor: “Dropa kendi gemileriyle bulutlardan indiler. Erkeklerimiz, kadınlarımız ve çocuklarımız güneşin doğuşundan önce mağaralarda saklandı. Sonunda Dropa’nın işaret dilini anladıkları zaman, yeni gelenlerin barışçı niyetleri olduğunu kavradılar…”

1968’de Rus dil uzmanı Dr. Viatcheslav Zaitsev, Sputnik Dergisinde taş – plak hikayesinden alıntılar yayınladı. Zaitsev daha fazla araştırma yaptı ve gerçekten ilginç sonuçlara ulaştı.

Fiziksel olarak, granit taşlar yüksek konsantrasyonda kobalt ve diğer metalleri içeriyordu, gerçekten çok sert bir taş idi. İlkel insanların, özellikle o kadar minik karakterler ile harfleri oymaları çok zordu.

Osilograf (salınım çizer) ile diski test ettiğinde, şaşırtıcı bir salınım ritmi kaydedildi, sanki bir zamanlar elektrik yüklüymüş gibi veya elektrik iletkeni olarak fonksiyon yapmış gibi.

Dropa insanlarından herhangi biri hayatta kaldı mı? Keşfin yapıldığı zamanda, mağara alanında hala iki kabile yaşıyordu; bunlar görünüşleri çok eski olan Kham’lar ve Dropalar olarak biliniyordu.

Antropologlar her iki kabileyi diğer bilinen ırklara kategorize edemediler; onlar ne Çinli idi, ne Moğol ne de Tibetli.

Onlar, 1938’de Baian Kara Ula mağaralarında bulunan iskelet kalıntıları ile ilişkili, ince bedenli sarı – tenli ve olağan olmayan şekilde geniş kafalıdır. Bedenlerinde seyrek kıl (saç), büyük gözleri var ve ortalama boyları 1, 21 mt.dir.

Çok eski bir Çin masalı bulutlardan Dünyaya inen ve çirkinlikleri nedeniyle herkes tarafından avlanan küçük, sarı – derili insanların hikayesini anlatır.

1995’te, Çin’den dikkate değer bir haber bildirildi:

“Baian-Kara-Ula dağlarının doğu sınırında uzanan Sichuan eyaletinde, daha önce etnolojik olarak sınıflandırılmamış olan bir kabilenin 120 insanı keşfedildi. Bu yeni kabilenin en önemli özelliği insanlarının boyudur: 1,15 mt.den uzun değil, en küçüğü sadece 63 santim!

Bu keşif ataları gerçekten bir zamanlar uzaydan gelmiş olan Dropa insanlarının varlığının ilk sağlam kanıtı olabilir.

Bu gizemli taşlara daha sonra olanlar şunlardı:

1974’te, Avusturyalı mühendis Ernst Wegerer Xian’daki Banpo Müzesine bu disklerden ikisini getirdi. Onların fotoğrafını çekti, tam olarak dört fotoğraf çekti. Ancak, sonra müze ziyaretçileri taş diskleri göremediler. Müzeden elde edilen açıklamaya göre, Baian Kara Ula’dan gelen nesneler tahrip olmuştu. İlave olarak, Çin hükümeti Dropa denen kabilenin herhangi resmi kayıtlarına sahip değildi, ne Qinghai bölgesinde, ne de Çin’in başka bir yerinde.

Çalınan diskler bugün nerde?

Şüphesiz, Dropa’nın hikayesi en büyük arkeolojik ört baslardan biridir.

Ellen Lloyd

Etiketler:

“En Eski Ufo Kazası” için 1 Yorum

  1. afacan diyor ki:

    Tabiki ne ilk nede son uzay bilgi örtbası olacağı konusu
    samimiyetle züntü veren bir insanlık dramı , zaafıdır. Ancak asıl
    düşünülmesi gereken bahsi geçen olayın gerçekliği üzerine düşünecek
    olursak dislerin anlamı yada nedenleri dışında olması gerektiğidir.
    Bununda başlıca nedenlerinden biri hangi amaca hizmet ettiğini bile
    bilemediğimiz bu disklerin belki uzaylı canlılar için bir müzik
    kutusuydu , bizim notalar ve sesler diye adlandırdığımız insani
    müzik tınıları belki dış varlıklar için rakamsal bir senfoniden
    başka birşey değildi, unutmamamız gereken şeylerden biride amacını
    bile anlasak bulunan yada bahsi geçen disklerin kullanım
    amaçlarının bütün milletlerce önceliğinin savaş – silah olarak
    düşünülmesi olacaktır bazen insanoğlunun dış dünya metaryellerini
    algılayamaması garip bir şekilde insanlık için faydalı bir durum
    oluşturabilmesidir. Bunun en yakın örneği ilaç ve sağlık adı
    altında araştırmalar sonucu maddenin en küçük parçalara ayrılarak
    atam ‘ un keşfidir. İlaç sektöründe kullanılacak maddenin en küçük
    parçasının hiroşima ve navazagi ye bıraktığı nükleer zarar hiçte
    kendisi kadar küçük olmadığını ve amacının dışında kullanılarak
    katliama ve insan nesli için herbir bireyin diğeri için büyük
    tehlike arz ettiğini unutmamak gerekiyor. Konu dışına çıkmadan
    kendimce sorgulamak istediğim asıl olay insan oğluna has gibi
    görünen hata paylarının dünya dışı varlıklar tarafındanda
    karşılaşabileceği gerçeğidir bunun birçok örneğiyle dünya yüzleşmiş
    durumdadır milyonlarca yıllık bilgi birikim ve teknolojik üstünlüğe
    rağmen aynı oranda beyin ve pozitif düşüncede de üstün nitelik li
    bu evren kardeşlerimizinde teknik/bireysel hata ve aksaklık larla
    belirli bir oranda karşılaşma risklerinin olduğudur. Bunun en
    korkunç yanı ise mekanik , teknik , kullanıcı hatası , iklim ,
    atmosfer , belki kuşlar gibi etkenlerden dolayı uzay gemilerinin
    dünya yüzeyine tamiri zor yada tamamen imha edilmiş durumda
    inmesidir , gerekli alet edavatın olmaması bile en basit tamirleri
    bile imkazsızlaştırdığını unutmamak gerek. Evren kardeşleri için en
    büyük tehlike tabiki bu değildir kendi yaşam şartlarına göre
    negatif bir dünya bununla beraber gerek yırtıcı hayvanlar gerek
    onları anlayamayan algılayamayan ve bize benzemeyen varlıkların
    verdiği korku, öfke, nefret gibi alt seviye duygu anlayışı olan
    insanoğlu ile aynı ortamı paylaşmak zorunda kalmalarıdır. Beslenme
    ve iklim şartları aşılabilinir bir etken olmasıyla beraber en büyük
    yıkıntı ve çöküş milyon yıllık bir bilgi ve teknoloji
    medeniyetinden mağara dönemine bırakılmaları olacaktır.
    İnsanoğlunun günlük yaşamlarında istedikleri an ellerinin altında
    olan onlar için çok basit olan günlük yaşantısında bile çok basit
    ve hunharca kullanılan kağıt’ı – kalem’ i ıssız bir adada nasıl
    temin edebileceğini kaç insan teknik olarak bilip yapabilir.
    Teknolojik eksiklikler bulundukları ortama uyum sağlamalarını
    tabiki engellemez ama yaşam devamlılığını tamamen etkileyecektir,
    ve zamanla kim olduklarını nerden geldiklerini hatta konuştukları
    dilleri bile unutan yerli kabileler olmalarını sağlayacaktır tabi
    bütün bunlar çevre ve yaşam şartlarına galip gelebilme ihtimalleri
    oldukça olabilecek ihtimallerdir. Ama her durumda evren
    kardeşlerimiz için çok zor olacağını beyinsel olarak çok ileri
    ancak fiziksel olarak çok zayıf bu kültürden çok az başarı
    bekleyebiliriz dünya birçok evren kardeşine mezar olmuştur inkar
    edilemez acılar çektirerek.

Yorum yapın