10 Mart 2010, Çarşamba 03:57:33

Archive for the ‘Cevahirden Gizemli Satır Araları’ Category

Garip Yaratık

Çarşamba, Kasım 18th, 2009

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  Rusya’da bulunan ve ne olduğu tespit edilemeyen garip bir canlı türü ülkede şok etkisi yarattı.

x

Visita Interiora Tellus Rectifacando Inveniens Occultam Lapidem…

Yaratılış Teorileri

Cumartesi, Ekim 31st, 2009

Yaradılış ve “YARATAN”,  bizlerin algılayamayacağı kadar kutsal ve

değerli bir bilgidir.

Yunus’un  dediği gibi ” Sev Yaratılanı Yaratandan Ötürü ” çok önemli ve yerine oturmuş bir kelimedir.insan, hayvan ve bitkilerin oluşum ve gelişim evreleri bilinmeyen bir içgüdüsel programlama tekniği ile oluşturulmuştur bunun tüm etkilerini ileri aşamaya gelmeden daha yeni doğmuş insan , hayvan yavrularında açık bir şekilde görebiliyoruz. Yeni doğan bir bebeğin anne memesinin görevlerini ve amacını çok iyi biliyormuşcasına ilk karşılaşmada ne yapacağını biliyorken yavru bir deniz kaplumbağasının yumurtadan çıkar çıkmaz denize girip sanki yıllardır yüzme biliyormuşcasına su altında yüzebilmesi  açıklayamadığımız ancak içgüdüsel bir tepki olarak cevaplandırabildiğimiz bir kaç örnektir sadece sorulması gereken insan ve hayvan DNA sına yerleştirilmiş binlerce bilgi gibi yaratıcıya ait birkaç küçük içgüdüsel program neden eklenmemiştir ve neden düşünebilen insan türü, hayatları boyunca bir yaratıcının gücüne inanmakla beraber bütün evresinde onu aramakla geçirmek zorunda bırakılmıştır.

Bu soruya verilebilecek 3 mantıklı çözüm vardır ,

1 : Yaratıcı kullarını sınamak ve denemek için zaman zaman elçiler göndererek kendisi hakkında bilgiler vermiş ve kullarından   iman ve itaat etmelerini beklemiştir.

2 : Yaratıcının gücü ve büyüklüğü bizlerin tarif edemeyeceği büyüklükte olduğu, bizlerin hiç bir zaman ulaşamayacağımız yada algılayamayacığımız boyutlarda yaratmaya devam ettiği, kendisi için çok önemsiz olan insanlardan  beklenti yada iman isteğine gerek duymamıştır ve yaratılanları kendi hallerine bırakıp özgür iradeleri ile ne kadar ileri gidebileceklerini izlemektedir.

3 : Yaratıcı güç bizlerin düşündüğü gibi duyguları, düşünceleri olmayan kendi yüksek enerji frekanslarının titreşimlerinden dolayı boyutlar ve evrenler arasında doğru şartlar ve uygun ortamlar da kendi enerjisi ile canlı metebololizmalara yaşam ortamı sağlayabilen çok yüksek değerlerdeki bir ışık titreşimi olabileceğidir, canlı metebolizmaların bulundukları ortamlara göre mükemmel bir şekilde mutasyona uğramış olmalarıda gene enerjinin doğru şartlarına ve uygun ortamlara dayalıdır. Dolayısıyla milyarlarca yaşam türüne hayat verdiği halde bunun farkına bile varamayan bir enerji kaynağından da bahsedilebilir. Bu’da yaradanın aslında farkında bile olmadığı canlı türleriyle arasında dolaylı bir bağ olmadığını göstermektedir. Yaratılış esnasında bu güçten yardım aldığımız ancak devamlılığında kendi tanrılarımızın kendimizden başkası olmadığını kendi yaşam devamlılığınıda yine kendi kendimize başardığımız izlenimini vermektedir. İnsan DNA sındaki hayatta kalma içgüdüsü bunun en büyük destekcisidir.

Bu’da boyutlar ve evrenler arasındaki canlı türleri arasındaki fiziksel farklılıkları açıklamaktadır , canlı bulunduğu boyut-evren’ in oluşturduğu enerji titreşimleri arasındaki farklar ve uzay-evrendeki konum itibariyle hayatta kalabilmesini sağlayacak mutasyonik değişimi kendi DNA sı sayesinde başarır yaşam alanımız dünyada bile en yakın bölgesel medeniyetler arasında çok büyük farklılıklar mevcuttur afrika insanı siyah olup avrupalı sarışın dır asyalı kısa boylu çekik gözlü ve melez bir ten rengindedir aynı uzay-evren dünyasında olmalarına rağmen insanoğlu bile dünyasında birkaç ırka dönüşmüştür. İnsanımsı görünümlerinin ardında yapı olarak aralarında çok büyük farklılıklar olduğunun altını çizelim. Peki , nasıl bir mutasyondur siyah ve beyaz olabilecek kadar insan yapısını değiştirebiliyor.?

Biraz abartacak olursak farklı dünyaların canlıları bile diyebileceğimiz büyük bir farktan bahsettiğimizi unutmayalım,

*** insan metebolizması bunları yapabilecek güçtemi ?

*** içgüdüsel yaşam DNA’ larımız insanı bulunduğu ortamın çekim ve titreşim frekanslarına göre bu büyüklükte bir mutasyona zorlayabilirmi ?

*** insanoğlu yaşam evrelerinde yaşam devamlılıkları için uzaylı türlerinden yardım gördümü ?

*** Dünya insanları, farkında olmadan uzaylı ırkların deneysel kobaylarımı yada  canlılarıyla beraber bir deney alanımı ?

Yukarıdaki soruların Cevapları her insan için farklı bir cevap’lar niteliğinde’dir buda insan DNA sının kendine uygun gördüğü cevaptır. Gerçek olanın ezici üstünlüğü her zaman beklediğimiz kadar kolay ve basit olmayabilir bununla beraber gerçeğin saf yüzü ruhen ve fiziken insan metebolizmasına uyumluda olmayabilir. Bedenin saf bilgiye yenik düştüğünü ilmin bedenin üstüne çıktığı durumlarda fiziksel olarak insanın hastalandığı’da bir gerçektir. Bir çok bilim insanının delirdiği ve çıldırdığı sahip olduğu ilme fiziksel olarak yenik düştüğünü ve insan bedeninin belirli bir seviye ye kadar ilim ve bilgi kapasitesi taşıyabileceğini bu kapasitenin aşılması durumunda bedenin fiziken çöküntüye uğradığı binlerce canlı örnekle kanıtlanmıştır.

Buda bulunduğumuz uzay – evren’in dalga frekanslarının insan düşünce ve beyin kapasitesinin gelişimin deki titreşim düşüklüğünden kaynaklanmaktadır. Yaratılışımızın fiziki mükemmelliği gibi aynı orantıda yaşamamız gerektiğini ifade eden bu mekanizma insan metebolizmasını aşan YARATAN ve YARATILIŞ ile ilgili bilgiler için hiç bir zaman yeterli bir seviyede olamayacağımızı göstermektedir.; İnsan DNA sında unutulan yada eksik bırakılan YARATILIŞ bilgisinin tek nedenide budur.

“  İNSAN BEDENİ YARATAN VE YARATILIŞ İLE İLGİLİ BİR BİLGİYİ TAŞIYAMACAK VE ÖĞRENEMEYECEK KADAR ZAYIFTIR.”

** Cevahir ***

x

Visita Interiora Tellus Rectifacando Inveniens Occultam Lapidem…

Son Dünya

Pazartesi, Ekim 26th, 2009

Günümüzün ev ödevi olsada, geleceğimizin kaçınılmaz uygulamalarından sadece  biridir.   Sığamadığımız dünyamıza alternatif bir yaşam alanı bulabilmek yada suni bir yapıda oluşturabilmek. Bunun en önemli arayışının başında hunharca yaşam alanımızı kendi ellerimizle yokedeceğimiz bununla beraber içgüdüsel olarak yaşamlarımızın devamlılığı için yeni yaşam alanları ihtiyacından  kaynaklanmasıdır.

Öncelikle biraz gezegen yapılarından bahsedelim, gezegenler büyüklük ve şekilsel
farklılıklarının yanında kendi galaksi veya sistemlerindeki ısıtıcı ve ışık yansıtıcı güneşe olan mesafeleriylede hayati bir önem taşımaktadır.

Uzay yapısı ve yeni yaşam alanları sağlayabilecek uzay koloni yaşamı arayışı ,

Günümüz insanının henüz tamamlayamadığı ancak ev ödevi olarak çalışmaya devam ettiği konuların başında gelir,  günümüz tarihi için erken bir düşünce olmasıyla beraber gelecekte şiddetle gereksinim duyacağımız bir ödevdir aslında kendi yaşam alanımızı ve dünyamızı kendi ellerimizle yok ettikten sonra yaşamlarımızı devam ettirebileceğimiz yeni yaşam alanları gerekecektir.

Şimdilik en akla yatkın olanı gerek uzay evrende, gerek’se uzay boşluğunda  devasa  gemi kolonileri adı altında  maddesel bir ortam olarak yeni bir suni yaşam alanı yaratabilmektir.

Peki insan için devasa bir yapı nasıl yokedilebilir, bunun başarılabilmesi teknolojik ilerlememi yoksa nükleer reaksiyona sebep verdiğimiz savaşçıl silahlarmı tüm bu etkenler bile milyarlarca yıllık bir birikim gerektirirken bir gezegenin yok edilmesi için milyarlarca yıl hiçmi insan oğlu akıllanmaz, kendi dünyasını yok ettiğini  yarın gidebileceği bir alanı bile henüz keşfetmemişken hangi çıkar çatışması sebeptir buna ve nasıl bir anlayıştır hep sorgulanır ama hiç çözüm bulunmaz durmadan tekrarlayıp durur.

Gezegenlerin yıldızlardan tek farkı tabiki ebat,kütle  yada dönüş hızları değildir iki maddeyi birbirinden ayıran en büyük özellik yokolma süreçleridir . Yıldız kendi imhasını hiç bir etki altında kalmadan gerçekleştirebilir ancak,bir gezegen kendi kendine asla yokolmaz, dış etkenler tarafından yokedilir.  Bununla beraber gezegenlerin  Yokolan tek özelliği barındırdığı yaşam formu değildir, aynı anda  yaşam için gereken gezegenimsel özellikleride kaybetmektedir.

Yok olan bir gezegene ait gezegenimsel etkenlerden birkaçını  kısaca tanıyalım .

*** Dalga frekansı ( enerjisiyle beraber kaybedilen yerçekiminin tireşim dalgası ve merkezden dışa doğru yaymış olduğu  dalga frekansları bu ferkanslar içe doğru yerçekimi sağlarken dışa doğru ise ozon tabakasına kadar   yerçekimine zıt orantılı bir itiş gücü ile görünmez bir kalkan görevi görür dış etkenlerden gezegeni korur.)

*** hava    ( oksijene ihtyaç duyan yaşam formlarının  en büyük ihtiyacı )

*** su      ( besinsel ve yaşamsal en büyük destekleyici )

*** ozon    ( sağlıklı çalışmayan gezegen kendi ozon tabakasını da yaratamaz dolayısıyla tüm zararlı x ışınları kendine çeker )

*** çekim alanı ( Yerçekimi ve dışa yaydığı dalga frekansları orantılı olmalıdır aksi halde milyonlarca meteor ve kaya parçası için  bir nişan tahtası olmaktan asla kurtulamayacağı bir çekim alanı oluşur. )

Dünyamıza en yakın 2 uzay maddesinden örnekler verelim

Kendi uydumuz olan ay ve bir diğer komşumuz mars gezegeni birçok akıl almaz örnekler ve teorilere ev sahipliği yapan bu iki farklı dünyagerek ay‘ın karanlık yüzündeki terkedilmiş yaşam mimarileri gerek mars zemininde karşımıza çıkan kule ,piramit ,insan yüzlü yapılar gibi örnek lerle şimdi olmasa bile geçmişte bir yaşam alanı olduklarını göstermektedir bununla beraber 2 farklı yapının en büyük ortak yanları ise yüzeylerinin isveç peyniri gibi delik deşik edilmiş olmalarıdır.

Peki dünyamıza en yakın uzay parçası olan ay milyonlarca meteor yada kaya parçasına nişangah olmuşken dünya neden çok az etkilenmiştir meteorlardan, yada mars’ a çarpan devasa kaya parçalarından 1 tanesi bile dünya yaşamının % 90 ını yok edebilecek güçteyken neden hep mars‘a isabet etmiştir .

Dünyayı, mars‘a ve uydumuza çarpan bu meteor- kaya parçalarından koruyan ilahi güç nedir ? Cevabı çok basit olmakla beraber bir okadarda karmaşıktır aslında, yaşamaya devam eden dünyamız da bir canlı gibi hareket etmektedir kendine has içgücüleri ve hayata bağlanma tarzı vardır ayakta kalabilmek için hiç durmadan çalışır asla yorulmaz insan oğlu sırtında bir kamburdur daima görevlerini zorlaştırmaya devam ettiği halde çok büyük bir yaşam mücadelesi ile kendini korumaya çalışır. Aslında kendiyle beraber insan ve diğer canlı türlerini de korumaktadır ancak biz insanlar insanımsı bencillik ve menfaatlerimiz den dolayı asla kabullennemiyoruz .

Kendi bindiğimiz dalı yüzyıllardır kesip durmaya devam ediyoruz dünyamızın ihtiyaç duyduğu enerjisini tüketerek, nükleer deney yada savaşlarla kendi sonumuzu hızlandırdığımızın bile farkında değiliz. Günümüz küresel ısınmaları en büyük delillerden sadece biridir dünya yaşam metebolizmasında hastalığımızı bir virüs gibi dünyamıza bulaştırdık ve dünyayı hasta ettik gücünü tükettik iyileşme dönemi bile tanımadan hastayken bile onu dahada hasta etmeye çabaladık durduk ancak bir noktadan sonra asla geriye dönemeyeceğiz belki bugün değil ama birgün gözle görülür bir sona yaklaşacağız.

İnsan oğlunun ileriyi görüşü dünyamızı yokedeceğimiz gerçeğiyle başlamıştır, uzay-evren de yapılan bütün araştırmaların savaşlarda bile ziyan edilmeyecek kadar büyük parasal harcamaların tek bir nedeni vardır bu neden ne dünya dışı yaşam merakı nede insanın uzay evrende ki diğer yaşam formlarına komşu olma isteğidir bu neden sadece insanoğlunun kendi elleriyle yokedeceği dünyasına bir alternatif bulabilmektir. Ancak bu yolculuk yada yeni yaşam formu için gereken ortam ne uydumuz ay nede bir kayalar parçası olmuş mars gezegenidir, ay ve mars ta tıpkı dünyamızın geleceği gibi açgözlülük ve hırsın gözlerini kararttığı ve kendi yaşam alanlarını yokettikleri atalarımıza ait yaşam alanlarıdır sadece yarın için bir yaşam alanı olmaktan çok uzak geçmişte dünyamızdan hiçbir farkları olmayan alanlardı, taki kendi yaşam formları onları yok edene kadar.

Bilinmesi gereken tek bir konu kalıyor geriye, yeni yaşam alanımızı kendi güneş sistemimizde yaratabilecekmiyiz yoksa güneş siteminde yokolmayan tek dünya’mızmı kaldı, bir sonraki durağımız yeni galaksilermi olacak yoksa yeni boyutlardaki evrenleremi zorunlu göçler başlayacak boyutlar arası yada evrenler arası yaşamlarımızda fiziksel yada genetik bir yaratıklaşma yan’etkisi yaşayacakmıyız.

Günümüzde bizlere garip ve korkutucu görüken dünya dışı varlıklarla aynı kaderimi paylaşacağız dünyadan ayrılış hikayemiz aslında fiziksel yada bedensel görünüşümüz den’de mi ayrılma anlamını taşıyor. Bunlara verilecek tek doğru cevap ancak geleceğimizde saklı ancak unutmamak gereken tek şey ise bizi diğer dünya dışı yaşam formlarından ayıran en büyük etken dünyamızın çalışma sistemidir.

Yeni bir evren yada yeni bir boyut yaşam alanıyla beraber mutasyona uğramış yeni bir insanoğlu türünün en çarpıcı göstergesinden sadece biridir, gerek insanımsı formuyla gerekse böcek-sürüngen ancak tek ortak yanları bir zamanlar dünya gezegeninden gelip değişime uğramış insanoğlu neslinin birer üyeleri olacağıdır.

Buda gösteriyorki bizler ay , mars, jupiter, uranus, saturn, pluton, gibi gezegenlerin aslında dünyayı yeni ve sistemlerindeki son yaşam alanı olarak kullanmak zorunda kaldıkları eski yaşam formlarının sadece torunlarıyız. Kendi sistemimizde başka yaşam alanı kalmadığı gibi boyutlar arası yolculuk içinde ilkel bir medeniyetiz , ancak bütün ilkelliğimize rağmen son yaşam alanımızı bizden beklenmiyecek kadar ileri bir seviyede yok etmeye devam ediyoruz.

Bu başarıyı alkışlamak mı ?yoksa bundan utanmamamız mı ? gerek bilemiyorum. Ancak bildiğim birşey varsada birgün insan nesli kendi hırsından ve açgözlülüğünden utanmaya başlarsa dünyaya yaptık larından dolayıda kendinden utanacaktır bugün olmasa bile milyarlarca yıl sonra belki bu seviyeye gelebiliriz.

Böylece yeni bir uzay evrende yeni bir yaratık olmak yerine, içimizdeki ” nefs “yaratığını yok etmeyi başarabiliriz.

x

Visita Interiora Tellus Rectifacando Inveniens Occultam Lapidem…