Pazartesi, ubat 06, 2012 17:39

Antik Mısır Dini – 2

http://img217.imageshack.us/img217/7210/sphinx.jpg

Mısır ilâhlarını iki büyük grupta toplayabiliriz:

Yerel Totemler
“Gök” ve “Yer” İlâhları.
Yerel totemler, göçebe kabilelerin yerleştikleri sitelerde, mukaddes saydıkları hayvan ve putları insan vücudu ile de birleştirerek temsil ettikleri ilâhlardır. Bu sûretle kabile ilâhları, yerel Tanrılar olmuşlar ve “sitenin hâkimi” sayılmışlardır.

İlâhlar, ilk zamanlarda -erkek olsun, kadın olsun- yalnız yaşar ve hâkimiyetini korumada çok kıskanç davranırdı. Fakat Mısırlı, buna bir aile oluşturmakta gecikmemiş; evli düşünülen ilâh, çocuğu ile beraber bir üçlü sisteme geçmiştir. Bunda baş hâkim olan, baba değildir. Bazen de kadın ilâhe tamamıyla hakim durumdadır. Mesela Dendara’daki Hathor gibi.

İlâh, ailesiyle beraber kendi sarayı sayılan mabette oturur, bazen de yanına başka ilâhların girmesine izin verebilirdi. Yeryüzünde yaşayan ve Tanrı’nın sembolü temsil edilen Firavun da her vakit ilâhin karşısına çıkabilirdi. Fakat kral, her mabette aynı zamanda bulunamayacağı için, kendisine vekil olarak rahipleri bırakır ve onlar; ilâha, mâbede ve onun arazisine bakarlardı.

Bazı yerel ilâhların hâkimiyet sahaları, zamanla da genişlemiştir. Bunun en tipik örneği, Delta’da Busiris eyaletinde bir ağaçla temsil edilen bitki ve ölüler ilâhi Osiris’in ta Güney Mısır’a kadar gidişidir. Buradan önce Memfis’e giderek, yerel ölü ilâhı olan Anubis’in yerine geçmiş, sonra da Yukarı Mısır’da Abidos’ta köpek şekline girerek ölüleri korumuştur. Sonraki devirlerde ise bütün Mısır’da Osiris, ölüler ilâhi olarak yer almıştır.

Bu yerel ilâhların esas ilk merkezleri kesin olarak pek tespit edilmemekle birlikte, bir çokları daima malum olmuştur. Mesela Aşağı Mısır’da Horus, Busiris’te Osiris, Memfis’te Ptah, Dendara’da Hathor gibi.

Eski fikirden kalmış olarak tarihî devirlerde de tapılan canlı hayvanlar olmuştur. Bunların en başlıcası ve şöhret sahibi olan, Memfis’te takdis edilen Apis Öküzü’dür. Beyaz lekeleri olan siyah renkli bu öküzün, başında üçgen şeklinde beyaz bir alametin olması lazımdı. Memfis’te beslenerek korunmuştur. Bu hayvan Ptah’ın bir canlı numunesi sayılır ve onun bu hayvanda yaşadığını rahipler anlayabilir sanılırdı. Alnındaki siyah üçgenden başka sırtında akbabaya benzeyen bir sekil, sağ yanında bir hilal, dili üzerinde ise hamam böceğine benzeyen bir işareti bulunması gerekti. Ayni zamanda da kuyruk tüylerinin çift olması gerekiyordu. Bu şartlara uyan Apis Öküzü Ptah mabedinin karşısına yapılmış bir mabette, itina ile rahipler tarafından bakılır ve beslenirdi. Gündüzleri belirli zamanlarda avluya çıkarılan mukaddes öküzün her hareketinde rahipler bir anlam çıkarırdı. Bu hayvan ölünce Mısırlılar tarafından büyük bir matem oldu. Ama yenisinin meydana çıkışı büyük sevinç olurdu. Ölen öküzler mumyalanarak büyük cenaze törenleri yapılır ve Saqqara’da bulunan yer altı galerilerindeki lahitlere konulurdu. İsis-Apis olan bu hayvan için, Serapeum denilen mabette ayinler yapılırdı. Ölünce yerine yeni bulunan Apis geçer ve totem hayvan yasamış olurdu.

İlâhlara bir takım kuvvetler de atfedilmiştir:

1. Osiris : Ölüler Tanrısı.
2. Ptah: Artistlerin ve Madencilerin Tanrısı.
3. Hathor : Aşk ve Neşe Tanrıçası.
4. Maat: Adalet ve Hukuk Tanrısı.
5. Sobek: Sular Tanrısı
6. Seshet: Yazı Tanrıçası.
7. Sekhmet: Savaş Tanrıçası.
8. Min: Çöllerdeki Seyyahların koruyucusu ve Hasat Tanrısı.
9. Toth: Ay ve İlim Tanrısı.
10. Geb: Toprak Tanrısı.
11. Set: Kuraklık ve Kötülük Tanrısı
12. İsis: Analık ve Bereket Tanrıçası.

Gök ilâhini çok büyük bir inek şeklinde düşünen Mısırlılar, ona “Hathor” adini vermişlerdir. Arz Onun ayakları altında durduğu farz edilir ve karnında ise yıldızlar parlardı. Diğer taraftan bu Gök İlahı’na bazı eyaletlerde “Sibu” adi verilmiştir.

Ay ilâhına “Tot” adi verilmiştir. Fakat bunların içinde en büyük olarak Güneş İlâhı “Amon-Ra, Horus” başta sayılır. Mısırlıların “Yaradılış Destanı”, bu Güneş fikrinden doğar. Onlar Güneşin dünyada ilk doğduğu günü “Yaratan” kabul ediyorlardı. Bu ilâh, bitkileri, hayvanları ve insanları yaratmıştır. İlk yaratılan insanlar “Ra”nın doğrudan doğruya çocuklarıdır.

Bundan başka toprak ilâhi da yer almaktadır. Toprak İlâhı “Geb”dir. Bazen de bu Tanrı “İsis” kabul edilirdi.

Mısır dini Natürizm dinidir. Mısır itikadında en önemli olay Güneş kavramıdır. Mısır’ın Güneş ilâhlarından en meşhuru Horus’tur. Diğerleri, Atun, Set, Ra’dır. Bazı Mısır ilâhları şunlardır:

Horus- Nur ilâhidir ve Güneşi temsil eder. Gökyüzünün burçları üzerinde görünür ve bir atmaca şeklinde göklerde uçar. Atmaca da Hor adini taşımaktadır. Güneşle ay ilâhin iki gözü sayılır. Hor iki kuvvetli kanatla gösterilir. Bu kanatlar semada uçtuğunu gösterir. Bu kanatlarda iki müthiş yılan vardır ki ağızlarından ateş püskürür. Bu da Güneşin yakıcı, çarpıcı ve öldürücü kudretinin alametidir.

Kainatı aydınlatan ve canlandıran Horus kardeşi zulüm ve tahrip ilâhi olan Set ile devamlı mücadelededir. Hep Horus kazanır ama Set yok olmaz. Bazen de Set geçici yenilgiler kazanır ve Horus’un bir gözünü çıkarır ki Güneşle ay tutulması bundandır. Bu durum yer ilâhi Geb’in aracılığı ile halledilir. Güney Mısır Set’e ve Kuzey Mısır Horus’a verilir.

Set- Garip bir tarihe sahiptir. Mısır; milli birliğini oturtmadan evvel Horus kuzey Kraliyetinin ilâhiydi. Bu krallar kendilerine Hor unvânını almışlardı. Zaten her yerde krallar, gökten ve Güneşten unvan aldılar. Set kuzeylilerce sahranın kavurucu, kısır ve buna benzer felaketlerin ilâhi saymışlardır. Kuzeyliler basarili olunca Horus Mısır’ın kendi ilâhi ve Hor unvânını taşıyan krallar Mısır’ın kendi hükümdarı olunca yavaş yavaş Set sahra ilâhi fikrinden, yabancı ilâh (sahra yabancı sayılırdı) fikrine geçerek Suriye’nin Sotek ve Bal ilâhına benzetilmiştir. Daha sonra Horus nuru hayatin ve Set zulmet ve tahribin ilâhi olmuştur.

Ra- Güneşi ifade den Tanrılardan biridir. Ra insanlar arasında oturmaz, râkip olduğu kayığı ile ebedi bir tarzda semada yüzer durur. Zulmetle devamlı mücadele ederdi.

Maat- Mısırlılar indinde ay ile önemli ilâhlardan biriydi. Maat Uygurca ay anlamına gelmektedir.

Toth- Aya ait bir ilâhtır. Aydan hariç bölünmüş zamana da hakimdi. Diğer taraftan ilâhların müşâvir ve katibi idi. Hor’la Set arasındaki anlaşmazlıkta, Geb ile hakemlik yapmıştır.

Ptah- Mısır’daki büyük ilâhlardan biridir. Ptah’ı tavsiye ederken dokuz ilâh manzumesinin kalbi ve dili gibi tarif edilmiştir. Ptah yaratma kelimesini Atun diliyle telaffuz etmiş ve bundan sonra bütün oluşum, ilâhlar,şehirler ve kainatta iyi, kötü ne varsa her şey oluşmuştur. Ptah Türkçe “put” demektir. Mavi yani gök demektir. Mısır dilinde Pt =Gök demektir.

Osiris- Mısırda önemli bir kült halinde olan bu ilâhin gerçekleri Mısır rahiplerince son derece özenle saklanan bir sır halindedir.

Horus’tan daha kıdemli olan Osiris Mısır’ın bir kahramanı, Mısır’ın birliğini kuran, medeniyeti öğreten, yazıyı icat eden akil ve hayırlı bir hükümdardı. Resimlerinde bir elinde çoban değneği diğer elinde öküz kamçısı vardır. Bu da Hor (Horus) gibi Aşağı Mısır hükümdarıdır. Zulmet ve tahrip ilâhi olan Setle devamlı rekabettedir. Set unvânını güney hükümdarı ile mücadeleye girişmiştir. Set bir ara itaat eder gibi görünerek, Osiris’in güvenini kazandıktan sonra beraberindeki 72 kişiyle Osiris’i pusuya düşürmüş ve bir tabut içine kapatarak denize atmıştır.

Dalgalar Osiris içinde bulunduğu tabutu sürükleyerek Finike’de Biblos sahillerine atar. Bu sırada Osiris’in karısı ve kız kardeşi olan İsis aramaya çıkar. Biblos sahillerinde tabutu bulur ve Set’ten gizler. Fakat Set bir zaman sonra isi keşfeder ve Osiris’in naaşını tanır. Ve bu naaşı parça parça ederek her parçasını bir tarafa dağıtır. İsis bu parçaları toplamak için hazırlanır. Anubis ve Hor’un iyilikleriyle parçaları bulur ve birleştirir. Osiris böylece yeniden hayata gelir. Oğlu Hor pederinin intikamını alır. Fakat Set hiçbir şekilde mağlup olmaz. Nihayet yer ilâhi Geb hakem olur. Bu da Mısır’ı Hor ile Set arasında bölüştürmek suretiyle ihtilâfı halleder.

Osiris’in bir diğer safhası daha sonuca varmıştır, o da bitkilere ilâh olmasıdır. Ölen, dirile, tekrar hayata gelen ilâh hasatçıların oraklar ile biçilen ve baharda tekrar canlanan ruhu bitkidir. Anadolu ve Suriye’de bitki ilâhi olan Atis ile Adonis de ölen ve dirilen bir ilâhtır. Bunu temsil için yapılan putlarda bir ağaç gövdesi üzerine ellerinde çoban değneği ile öküz kamçısı taşıyan bir insan başı görülür. Bu ağaç gövdesi bitki aleminin alametidir. Bu temel prensiplere göre, eski çağda Mısır’ın dini hayatını incelemek için iki çeşit belgeye sahibiz.

Etiketler:

“Antik Mısır Dini – 2” için 1 Yorum

  1. afacan diyor ki:

    Günümüz geçmişinden yaklaşık olarak 4500 yıl geriye gideceğiz,
    Marduk gezegeninin 3661 yıllık döngüsünü tamamlayıp dünyaya en
    yakın geçişi yaptığı dönemeç çizgilerine göre eski mısır
    medeniyetinin kuruluşunun ve astrolojik ve tıbbi gelişimlerinden
    810 yıl sonrasına yani marduk gezegeninin dünya yörüngesine son
    giriş tarihi M.Ö 1649 yılından önceki geçiş dönemi olan M.Ö 5300
    yılı ve sonrasındaki gözle görülebilecek gelişim ve bilgi
    birikimlerine bakılacak olursa sadece eski mısır medeniyetinin
    geçmişle bağlantısını görebiliriz, neydi bu bağlantı ve 7322 sene
    sonrasına nasıl taşınıp bilgi ve ilim olarak muhafaza edilebildi.
    M.Ö 12.632 yılında eski mısır medeniyetiyle gerek astroloji gerekse
    mimari ve tıbbi alanında tıpatıp benzerlik gösteren bu bilgilerin
    benzerliğini açıklamak anlayabilmek kadar zordur mu medeniyetinin
    yaratılış destanında güneş başlangıç olarak kabul edilmiş ilahi
    gücün yaratmaya ilk güneşten başladığına inanılmıştır güneş
    yardımıyla yaratılan diğer canlılar ve kendileri içinde ” ra mu ”
    güneşin çoçukları demişlerdir, ne gariptirki 7322 yıl sonra kurulan
    bir medeniyet mu medeniyetinin bütün teknolojilerine sahip bir
    durumdayken kendi yarattıkları yerel tanrılarının yanında
    başlangıcın sembolü olarak yine güneşi göstermişlerdir ve ne
    gariptirki kendilerine güneşin çoçukları diyen eski mısırlılar ve
    nasıl bir tesadüf dürki güneşi de mu medeniyeti gibi ” ra ” olarak
    adlandırmışlardır. bu durumda 2 olasılık ortaya atılabilir. 1 : mu
    medeniyeti aslında hiç yok olmadı insanları yokolduysa bile
    medeniyet ve bilgi birikimleri sonraki kuşaklar tarafından
    anlaşılabilecek bir şekilde hep muhafaza edilmiş olarak orada
    biryerlerdeydi sonraki kuşaklar bu bilgileri doğru anlayarak ve
    muhafaza ederek geleceğe bir miras olarak korudular. 2: kayıp
    sayılan bir medeniyet 7.3 yüzyıl yaşamlarını farkedilmeden yada
    başka bir kavim-medeniyet adı altında devam ettirdiler yaşam ve
    dillerinde değişiklik olduysa bile kutsal gördükleri işaret ve
    simgeleri eski dilleriyle eski mısıra kadar kullanmaya devam
    ettiler. her iki olasılığın hatalı olması bile, her iki medeniyetin
    kendileri için güneşin çoçukları olduklarını düşünmelerindeki ortak
    amacı yok sayamaz. ” ra ” – ” ra mu ” ( güneş – güneşin çoçukları )
    M.Ö 5310 – M.Ö 12.632 marduk 810 yıl – marduk 632 yıl binlerce
    yıllık bir zaman farkı buna rağmen ortak bir dil ve medeniyet
    düşünmek sizlere kalıyor.

Yorum yapın