
Yaradılış ve “YARATAN”, bizlerin algılayamayacağı kadar kutsal ve
deÄŸerli bir bilgidir.
Yunus’un  dediÄŸi gibi ” Sev Yaratılanı Yaratandan Ötürü ” çok önemli ve yerine oturmuÅŸ bir kelimedir.insan, hayvan ve bitkilerin oluÅŸum ve geliÅŸim evreleri bilinmeyen bir içgüdüsel programlama tekniÄŸi ile oluÅŸturulmuÅŸtur bunun tüm etkilerini ileri aÅŸamaya gelmeden daha yeni doÄŸmuÅŸ insan , hayvan yavrularında açık bir ÅŸekilde görebiliyoruz. Yeni doÄŸan bir bebeÄŸin anne memesinin görevlerini ve amacını çok iyi biliyormuÅŸcasına ilk karşılaÅŸmada ne yapacağını biliyorken yavru bir deniz kaplumbaÄŸasının yumurtadan çıkar çıkmaz denize girip sanki yıllardır yüzme biliyormuÅŸcasına su altında yüzebilmesi açıklayamadığımız ancak içgüdüsel bir tepki olarak cevaplandırabildiÄŸimiz bir kaç örnektir sadece sorulması gereken insan ve hayvan DNA sına yerleÅŸtirilmiÅŸ binlerce bilgi gibi yaratıcıya ait birkaç küçük içgüdüsel program neden eklenmemiÅŸtir ve neden düşünebilen insan türü, hayatları boyunca bir yaratıcının gücüne inanmakla beraber bütün evresinde onu aramakla geçirmek zorunda bırakılmıştır.
Bu soruya verilebilecek 3 mantıklı çözüm vardır ,
1 : Yaratıcı kullarını sınamak ve denemek için zaman zaman elçiler göndererek kendisi hakkında bilgiler vermiş ve kullarından  iman ve itaat etmelerini beklemiştir.
2 : Yaratıcının gücü ve büyüklüğü bizlerin tarif edemeyeceği büyüklükte olduğu, bizlerin hiç bir zaman ulaşamayacağımız yada algılayamayacığımız boyutlarda yaratmaya devam ettiği, kendisi için çok önemsiz olan insanlardan beklenti yada iman isteğine gerek duymamıştır ve yaratılanları kendi hallerine bırakıp özgür iradeleri ile ne kadar ileri gidebileceklerini izlemektedir.
3 : Yaratıcı güç bizlerin düşündüğü gibi duyguları, düşünceleri olmayan kendi yüksek enerji frekanslarının titreÅŸimlerinden dolayı boyutlar ve evrenler arasında doÄŸru ÅŸartlar ve uygun ortamlar da kendi enerjisi ile canlı metebololizmalara yaÅŸam ortamı saÄŸlayabilen çok yüksek deÄŸerlerdeki bir ışık titreÅŸimi olabileceÄŸidir, canlı metebolizmaların bulundukları ortamlara göre mükemmel bir ÅŸekilde mutasyona uÄŸramış olmalarıda gene enerjinin doÄŸru ÅŸartlarına ve uygun ortamlara dayalıdır. Dolayısıyla milyarlarca yaÅŸam türüne hayat verdiÄŸi halde bunun farkına bile varamayan bir enerji kaynağından da bahsedilebilir. Bu’da yaradanın aslında farkında bile olmadığı canlı türleriyle arasında dolaylı bir baÄŸ olmadığını göstermektedir. Yaratılış esnasında bu güçten yardım aldığımız ancak devamlılığında kendi tanrılarımızın kendimizden baÅŸkası olmadığını kendi yaÅŸam devamlılığınıda yine kendi kendimize baÅŸardığımız izlenimini vermektedir. İnsan DNA sındaki hayatta kalma içgüdüsü bunun en büyük destekcisidir.
Bu’da boyutlar ve evrenler arasındaki canlı türleri arasındaki fiziksel farklılıkları açıklamaktadır , canlı bulunduÄŸu boyut-evren’ in oluÅŸturduÄŸu enerji titreÅŸimleri arasındaki farklar ve uzay-evrendeki konum itibariyle hayatta kalabilmesini saÄŸlayacak mutasyonik deÄŸiÅŸimi kendi DNA sı sayesinde baÅŸarır yaÅŸam alanımız dünyada bile en yakın bölgesel medeniyetler arasında çok büyük farklılıklar mevcuttur afrika insanı siyah olup avrupalı sarışın dır asyalı kısa boylu çekik gözlü ve melez bir ten rengindedir aynı uzay-evren dünyasında olmalarına raÄŸmen insanoÄŸlu bile dünyasında birkaç ırka dönüşmüştür. İnsanımsı görünümlerinin ardında yapı olarak aralarında çok büyük farklılıklar olduÄŸunun altını çizelim. Peki , nasıl bir mutasyondur siyah ve beyaz olabilecek kadar insan yapısını deÄŸiÅŸtirebiliyor.?
Biraz abartacak olursak farklı dünyaların canlıları bile diyebileceğimiz büyük bir farktan bahsettiğimizi unutmayalım,
*** insan metebolizması bunları yapabilecek güçtemi ?
*** içgüdüsel yaÅŸam DNA’ larımız insanı bulunduÄŸu ortamın çekim ve titreÅŸim frekanslarına göre bu büyüklükte bir mutasyona zorlayabilirmi ?
*** insanoğlu yaşam evrelerinde yaşam devamlılıkları için uzaylı türlerinden yardım gördümü ?
*** Dünya insanları, farkında olmadan uzaylı ırkların deneysel kobaylarımı yada canlılarıyla beraber bir deney alanımı ?
Yukarıdaki soruların Cevapları her insan için farklı bir cevap’lar niteliÄŸinde’dir buda insan DNA sının kendine uygun gördüğü cevaptır. Gerçek olanın ezici üstünlüğü her zaman beklediÄŸimiz kadar kolay ve basit olmayabilir bununla beraber gerçeÄŸin saf yüzü ruhen ve fiziken insan metebolizmasına uyumluda olmayabilir. Bedenin saf bilgiye yenik düştüğünü ilmin bedenin üstüne çıktığı durumlarda fiziksel olarak insanın hastalandığı’da bir gerçektir. Bir çok bilim insanının delirdiÄŸi ve çıldırdığı sahip olduÄŸu ilme fiziksel olarak yenik düştüğünü ve insan bedeninin belirli bir seviye ye kadar ilim ve bilgi kapasitesi taşıyabileceÄŸini bu kapasitenin aşılması durumunda bedenin fiziken çöküntüye uÄŸradığı binlerce canlı örnekle kanıtlanmıştır.
Buda bulunduÄŸumuz uzay – evren’in dalga frekanslarının insan düşünce ve beyin kapasitesinin geliÅŸimin deki titreÅŸim düşüklüğünden kaynaklanmaktadır. Yaratılışımızın fiziki mükemmelliÄŸi gibi aynı orantıda yaÅŸamamız gerektiÄŸini ifade eden bu mekanizma insan metebolizmasını aÅŸan YARATAN ve YARATILIÅž ile ilgili bilgiler için hiç bir zaman yeterli bir seviyede olamayacağımızı göstermektedir.; İnsan DNA sında unutulan yada eksik bırakılan YARATILIÅž bilgisinin tek nedenide budur.
“ İNSAN BEDENİ YARATAN VE YARATILIÅž İLE İLGİLİ BİR BİLGİYİ TAÅžIYAMACAK VE ÖĞRENEMEYECEK KADAR ZAYIFTIR.”
** Cevahir ***

