Sal, ubat 07, 2012 07:18

Ağustos 2009 için Arşiv

Dolunay ve Etkileri

Pazartesi, 31 Ağustos 2009

http://img218.imageshack.us/img218/3659/dolunaya.jpg

Son zamanlarda ilim adamlarının dikkatini çeken yeni bir konu var: İnsanoğlunun ayak basıp yakından tanıdığı Ay’ın, insanlar üzerindeki tesiri. İlim adamlarının araştırmalarına göre, dev okyanuslarda med-cezir olaylarına yol açan dolunay, vücudunun %80′i su olan insanoğluna da tesir ediyor. Vücuttaki sıvı dengesi bozuluyor, beyindeki düzenli işleyiş aksıyor ve kalp atışı hızlanıyor. Özellikle kalp ve şeker hastalarında tehlikeli sonuçlara yol açabilen Dolunay, sinir sistemindeki hücrelerin işleyiş düzenini bozduğu için dengesizlikler meydana getiriyor. Bunda, vücuttaki elektrik akımının iki misline çıkması da büyük rol oynuyor. Dolunay’ın kadınlara daha fazla tesir ettiği de bir gerçek.[1] İlim adamları bu tesirleri şöyle sıralamaktadırlar:

Kadınlar, dolunay günlerinde çok hassas oluyor ve daha çabuk ağlıyorlar.
Doğumlar, bu günlerde yüzde 20 oranında artıyor.
Dolunay adet görme düzenini bozuyor ve kanamaları artırıyor.
Cinsiyet hormonundaki artış sebebiyle cinsi arzular fazlalaşıyor.
Kadınlarda migren artıyor ve daha stresli hâle geliyorlar.[2]
Ayın çekim gücünün maksimum olduğu dolunay vakti, daha sinirli ve kontrolsüz oluruz. Ani sinir, dengesiz hareketler, düşünülmeden yapılan şeyler bu gecelerde üst üste gerçekleşir.[3]

Dolunay’da Suç Oranları, Olaylar ve İntiharlar

1993 yılının Ağustos ayındaki dolunay günlerinde, Almanya’daki adam öldürme, cinnet geçirme ve intihar olaylarında artışlar meydana geldi. Yapılan araştırmalara göre dolunay, yalnız Kuzey Avrupa ülkelerinde değil; yeryüzünün her yerinde insanlara tesir ediyor. Psikologlar, dolunay zamanı insandaki bu rûhî değişimin tespit edildiğini söylüyorlar. Ay’ın bu günlerinde cinnetlerin arttığını belirten Fransız araştırmacı Rene Claude Guillot, işlenen cinayetleri araştırmış ve konuyla alakalı olarak “Dolunay Cinayetleri” adlı bir kitap yazmış. Araştırmacı: «Yalnız Fransa’da değil; Amerika’daki polis kayıtlarından da dolunay gecelerinde işlenen cinayetlerin sayısında artış olduğunu tespit etmek mümkündür.» diyor.

Ayrıca iki Hintli bilim adamı, 1980 ve 1984 yıllarındaki dolunaylar sırasında görülen suç oranının bariz şekilde arttığını bildirdi. Bu çalışmalar, ciddi bir tıp dergisi olan “British Medical Journal”da yayınlandı.

Araştırmacı Prof. C. P. Thakur’a göre, dolunay günlerindeki intihar ve cinayetlerin artış sebebi, insan vücudundaki gel-git dalgalarıdır. Dolunay sırasında Dünya, Ay ve Güneş, aynı doğru üzerinde olduklarından, Ay’ın insan üzerindeki çekim kuvveti ile birlikte vücuttaki su miktarı %60′ı aşar. Bunun yol açtığı bedenî ve rûhî değişmeler ise, suç işleme eğilimini artırır.

Araştırmacılar, beş yıl içinde üç polis karakoluna bildirilen suçları bilgisayara yükleyip neticeyi dolunay tarihleri ile karşılaştırarak bu sonuçlara varmışlardır.[4]

Bu Konudaki Karşıt Düşünceler

Dolunay insan davranışlarını etkiler mi?

İnsanlar arasında bu inanç oldukça yaygındır. Hatta birçok ülkede polisler ve hastanelerin acil servis personeli, dolunay oluştuğu zaman işlenen suçların, intiharların, trafik kazalarının daha çoğaldığını, insanların renkleri görme yeteneklerinin azaldığını, sara nöbetlerinin sıklaştığını, sinir hastalarının uykusuzluktan daha çok yakındıklarını söylemektedirler ama bilim insanları bu görüşlere katılmıyorlar. Eskilerin Ay’ın dönemlerine bağladıkları etkilerin büyük bir kısmının boş inançlar olduğu bir gerçektir.

O zamanlar insanların uykularında gezinmeleri dolunay ışığı tarafından çekilmelerine bağlanıyordu. Dolunayın ışığının yatak odasından içeri girmesinin uyuyanın rüyasını etkilediğine, dolunay ile birlikte cinsel içgüdü fonksiyonlarının, insanların üremelerinin ve tarlaların bereketlerinin arttığına hatta ‘kurt adam’ efsanesine bile inanılıyordu.

Bilim insanları yine de Ay’ın evrelerinin ve özellikle dolunayın insanları etkilemesi olayına ciddiyetle yaklaşıyorlar. Ay’ın evreleri ile cinayetler, kazalar, dünyamızda oluşan kasırgaların dağılımı, magnetik alanlarda bozulma, kadınların aybaşları ve sara nöbetleri arasındaki ilişkileri yakından takip ediyorlar, devamlı istatistikî bilgi topluyorlar. Ancak kesin bir sonuca varılmış, Ay’ın evreleri ile bahsedilen olaylar arasında henüz bilimsel bir ilişki saptanmış değildir.

Yapılan bir çalışmada dolunay süresince oluşan trafik kazalarının alışılmadık bir şekilde fazla olduğu saptanmış fakat daha sonra olayların zaman aralıkları incelendiğinde çoğunun hafta sonu günlerine denk geldiği görülmüştür. Hafta sonu tatiline giderken ve dönerken sürücülerin acele etmeleri kazaların en önemli nedenidir. Yani tatil aceleciliğinin yarattığı trafik kazalarının yanında dolunayın etkisinin sözü bile edilemez.

Bilindiği gibi Ay’ın dünyada okyanuslardaki ‘gel-git’ denilen, suların alçalması ve yükselmesi olayı üzerinde doğrudan etkisi vardır. Vücudumuzun da çoğu su olduğuna göre Ay vücudumuzu da etkileyebilir mi?

Vücudumuzdaki suyun oranı, okyanuslardaki su miktarı ile kıyaslanamayacağı gibi ‘gel-git’ olayı günde iki kez oluşmaktadır. Yani Ay’ın çekim gücü insanı etkilese bile bunun sadece dolunay safhasında değil her gün olması gerekir.

Dolunay safhasında iken Ay’ın parlaklığı da pek önemli bir etken değildir, çünkü bu safhada Ay’ın dünyaya gönderdiği ışık miktarı Güneş’in gönderdiğinin 600 binde biri kadardır.

Peki dolunayı bu kadar özel kılan nedir? Dolunay, Güneş Dünya’nın bir tarafında, Ay ise tam aksi tarafta aynı hizaya gelince oluşur. Bu durumda Güneş’in, Ay’ın Dünya üzerindeki etkisini arttırıp arttırmadığı da incelenmiştir.

Bir miktar arttırdığı doğrudur ama Güneş o kadar uzaktadır ki bu etkileme de fazla kayda değer değildir. Öyle görülüyor ki, her gün olan olaylar, Ay’ın dolunay safhasında da olunca sebep ona bağlanmaktadır.

alıntı

Ani papirüsü

Pazartesi, 31 Ağustos 2009

http://img35.imageshack.us/img35/1545/papyrusani.jpg

Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda bulunan bir bölümdür ve ölüm sonrasını anlatmaktadır. Papirüs, Şu anda British Museum’da bulunmaktadır. Hem şekillerle hem de ideogramlarla ölümden sonra insanın karşılaşacağı fenomenler, sembolik ifâdeyle anlatılmıştır.

Ölümden sonra insan ruhunun değişik denemelerden ve yargılardan geçtikten sonra, hayatın ve ölümün tanrısı olan Osiris’ in huzuruna çıkmadan önceki son aşamadır. Ölünün ruhuna, yanında bulunan tanrı, ruhların rehberi Anubis eşlik eder. Ölünün elinde, kendi “Ka”sı yani dublesi vardır; Ka’nın bedenden ayrılmış olması, ölmüş olduğunu gösterir. Kalbin tüyle tartılması, insanın hislerinin adaleti engelleyecek kadar yoğun olmaması gerekliliğiyle özdeşleştirilmiştir. Tüyün kalpten hafif olması saf ve güçlü bir kalbe işarettir ve onu ölümsüzlerin dünyasına götüren niteliktir. Yargılamada, Anubis ve Horus da tanıklık yapacaklardır; terazinin bir yanında Thoth tarafından yerleştirilmiş olan ve kendi adaletinin tüyü ile dengeleyerek ölünün kalbini tartacak olan Maat bulunmaktadır. Thoth, tartılma sonucu ve tüm olan biteni kadim göksel kayıtlara işler. Ve o kayıtlarda o kişinin daha önce yapmış olduğu hareketler de kayıtlıdır.

Tüy ile kalp, eşit veyâ hafif gelirse, o zaman ölmüş insan kapının ardına geçer; yâni Osiris’in Krallığına kabul edilir. Papirüsün sağ tarafında, Osiris Krallığı sembolize edilmiştir. Bir kez Amenti’ye ulaştı mı, arınmış olan ruh, asla bir daha bu dünyaya geri dönmez. Eğer kalbin tartılmasında kalp, tüyden daha ağır gelirse, maddeyi ve maddi şekilleri temsil eden bir canavara teslim edilir ve bunun sonucunda, daha âdil işler yapmak için bu dünyada tekrar başka bir bedende doğar.

Papirüs’ten Bir Metin
Ey insanoğlu; bu parşömende yazılı olanları iyi oku. Oku; burada var olmadığın günleri bulacaksın, eğer tanrıların bahşettiği bilgeliğe sahipsen…

Oku çocuğum; çok uzaklardan sana henüz ulaşan geçmişin ve geleceğin sırlarını oku…

insanoğlu, ebediyetten bugüne; sadece burada yaşamadı; birçok yerde, birçok zamanda, birçok dünyada yaşadı; her birinin arasında karanlıklar perdesi vardı;

Ve simdi kapılar açılacak ve başlangıçtan beri varolan tüm karanlık tüneller aydınlanıp, görünecekler; inancımız bize sonsuz yaşamı öğretti; simdi ebediyeti, sonun ve başlangıcın olmadığım anladık; Bu bir sonsuz daire… Bu nedenle; çember yasasına göre; eğer bir tek şey doğruysa öteki her şey doğrudur; öyle ki; bizler daima yaşadık… Yaratıcı, insanoğlunun gözlerine birçok yüzünü, çeşitli ahitlerle gösterdi; aslında O, birdir. O, istedi ki; tek bir tanrı olarak bilinsin; çünkü henüz her şey yanlıştı, her şeyin doğru olması için…

Özümüz; ki o bizim ruhsal benimizdir; kendisin! Bize çeşitli yollarla gösterir… Bilginin perdesi, sonsuzluktan gelir ve bu perde, herkeste gizlidir; mûcizelerin gücü ile bize gerçeğin bir an için görünmesi özellikle yapılanmıştır… Mısırlılar arasında bilinen kara böcek, tanrı değildir, sadece onun sembolüdür. Çünkü o böcek, ayaklarıyla çamurları yuvarlar ve yumurtalarını yaptığı topların içine koyar; aynen Yaratıcı’nın dünyaları yuvarlayıp üzerine yaşamı koyduğu gibi…

Bütün tanrılar; bir olarak sevgi ödülünü dünyaya verdiler. Hiçbir kesinti, duraklama olmaksızın… İnançlar bize açıkça öğretti, belki sizlere de; yasam ölümle son bulmuyor ve bilin ki sevgi, tüm yaşamın rûhudur. Sonsuzluk boyunca sürdürülmelidir. Görünmeyen zamanların kudreti, ruhların tümünü bağlayacak; dünya öldüğünde; sona gelindiğinde ve bu arada bütün ayrı geçmişler onlara açıklanmış olacak..

“ANİ; Firavun Leti 11′nin Başyazmanı ve arkadaşı” M.Ö. 3500

Kutsal Mumyalıyıcı (Anubis)

Pazartesi, 31 Ağustos 2009

http://img36.imageshack.us/img36/9612/3213a.jpg

Anubis , Eski Mısır mitolojisine göre Nephthys ve İsis’in oğlu olarak bilinir. Fakat, aslında [İsis'in değil;] Osiris’in oğludur. Efsaneye göre; Nephthys, Osiris’i sarhoş ederek baştan çıkarmış ve sonuçta Anubis dünyaya gelmiş. Bir başka rivayete göre ise, Nephthys, Osiris’i İsis kılığına girerek baştan çıkarır. Kimi kaynaklarda ise Nephthys ve Seth’in oğlu olarak geçer.

Anubis’in eşi, güneş ve savaş tanrıçalarından biri olarak da bilinen Bast’tır. Bast, mumyalama öncesinde vücudun temizlik ve hazırlığını yaparak, Anubis’le beraber çalışır.

Anubis, kralların ve tanrıların kutsal asasını taşıyan çakal başlı bir adam olarak; yalnızca siyah bir çakal olarak ya da İsis’e eşlik eden bir köpek olarak betimlenir. Gövdesi insan, başı çakal veya vahşi köpek şeklinde ve kuyruğu çalı biçiminde kutsal bir hayvan olarak tasvir edilir.

Anlamı bilinmemekle beraber, Anubis’in simgesi, bir sırıktan sarkan kanla lekelenmiş siyah-beyaz bir öküz postudur.

Çakalların mezarlar etrafında dolaşması nedeniyle çakal başlı Anubis, ölümle beraber anılır. Mısırlıların mezarlarına bu kadar özen göstermelerinin bir nedeni de, ölülerini çakallardan korunma isteğidir. Bu da ancak mumyalama tanrısının onlarla yakın bir bağı olması ile sağlanabilir. [Eski] Mısırlılar, Anubis’e tapınarak, aslında, ölülerinden uzak durması için “çakal”a yalvarmaktadır.

http://img43.imageshack.us/img43/1406/3223.jpg

Anubis, Ölen Osiris’i mumyaladığı için “mumyalama tanrısı” olmuştur. Görevi, tüm ölüleri korumak ve yüceltmektir. Bu yüzden mumyalamayla görevli kişiler, Anubis maskesi takarlar. Ölen kişi, diğer dünyada yargılanırken; Anubis, ona yardım eder. Anubis, diğer dünyada ölülerin koruyucusu ve ölüler kentinin efendisidir. Anubis tanrılar arasında en korkutucu olanıdır Ölüleri tekrar hayata döndürme gibi bir özelliği de olduğu sanılmaktadır. Yüzünde bir çakal ısırığı vardır. “Kutsal mumyalayıcı” olarak da bilinir. Aynı zamanda Upuaut (“Opener of the Ways”- yolların açıcısı) olarak bilinir ve tavşan başı ile gösterilir. [Eski] Mısır dilinde [ise] adı Inpu (Yinepu)’dur. Sonraları İskenderiye’nin Serapis ve İsis mezhebinde Hermes’le birleştirilerek Hermanubis adını almıştır.

Eski Mısır’da Anpu diye adlandırılan Anubis, mitolojiye göre, ölülere öteki dünya’nın yolunu gösteren çakal başlı varlıktır. piramit metinlerinde , anubis Ra’nın oğlu olarak yer alır. Başka metinlerde ise Osiris ya da Seth ile ilişkilendirilir. Anubis, tanrılar arasında en korkutucu olanıdır.

Osiris ile ilgili efsanelerde -adı çok sık geçmese de- Anubis’in önemli bir yeri vardır. İlk olarak anubis daha önce de gördüğümüz gibi dünyanın fethine Osiris ile birlikte çıkmıştır. ancak bu fetih savaşla yapılan istila anlamına değil, insanların uygarlaştırılması anlamına gelmektedir. Aslında bu efsaneden yola çıkarak, Anubis, tanrıların insanları eğitmesinde önemli rol oynayan varlıklardan bir olarak karşımıza çıkar. İkinci olarak da Anubis, Osiris’in ölümünden sonra onun “vücudunun” korunması işini üstlenir. İlk olarak bu görevi olan anubis zamanla Osiris’in cenazesi ile olan ilgisinden dolayı ölü kültleri ile ilgili bir özellik kazanmış ve mumyalama ve ölünün yargılanması ile ilgili yol gösterme görevleri gibi görevler üstlenmiştir.

Anubis’in üç önemli görevi vardır: İlki, mumyalama işlemini denetlemek; ikincisi ise, mezardaki mumyaya ulaşıp “ağzın açılması” törenini gerçekleştirdikten sonra, rûhu “kutsal sunular alanı”na yöneltmek, en önemlisi de “doğruluk ölçüsü”nü göstererek ölüleri aldanış ve sonsuz ölümden korumaktır. Erken Mısır tarihinde; Anubis, ölüm tanrısıydı. Ancak Osiris, daha gözde duruma geldikçe onun bu rolünü ele geçirdi.

Anubis’in çakal başlı olma sebebi, mezarların etrafında çakallar dolaştığı için ve mezarlar da Anubis’i ilgilendirdiğinden çakal başlı olarak tasvir edilmiştir. Anubis’in izi, neredeyse tüm mezarlarda görülür.

Eski Mısır inancına göre Anubis’in mezarları koruma güçüne sahip olduğu bilinmektedir. Bu yüzden mezarların girişine Anubis mezarları korusun diye Anubis heykelleri konulmuştur. Anubis, Yukarı Mısır’daki 17. bölgenin tanrısıdır. Ölümden sonraki dünyanın yolunu Anubis açardı. Kıyamet günü için ölülere rehberlik eder ve ölüleri yeraltındaki ikinci ölümden korumak için gerçeğin derecelerini (“Scales of Truth”) gözlerdi. Anubis diğer dünyada ölülerin koruyucusu ve ölüler kentinin efendisidir. O, ölülerin büyük tanrısı addediliyor ve en eski mastaba duvarlarında kendisine ibadet edilişi gösteren resimler yapılıyordu. Buna ait en önemli tapınak, Orta Mısır’da Greklerin “Kynopolis” (“kai me ton kuna”, Köpekler Şehri) dediği kasabadadır. Bunların en güzeli ise Deyr_el_Bahri’de duvarları resimlerle süslenmiş, kapılarında kocaman siyah köpekler bulunan bir tapınaktı.

alıntı